23 C
New York kenti
Perşembe, Ağustos 20, 2026

Yenilenebilir enerji büyürken arazi ve doğa nasıl korunacak?

Mutlaka Oku

Pia Bozyel – TURKISH JOURNAL – Birleşmiş Milletler’in Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da düzenlediği çölleşmeyle mücadele konferansında, dünyanın önündeki önemli sorulardan biri masaya yatırıldı: Yenilenebilir enerji yatırımları hızla büyürken toprak, su, biyoçeşitlilik ve yerel topluluklar nasıl korunacak?

Konferans kapsamında düzenlenen yan etkinlikte uzmanlar, güneş ve rüzgâr enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasının arazi kullanımında büyük bir dönüşüm yaratacağına dikkat çekti. Ancak bu dönüşümün doğaya ve insanlara yeni sorunlar yaratmadan gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulandı.

Güney Afrika’da madencilik faaliyetleriyle bozulan arazilerin yenilenebilir enerji projelerine dönüştürülmesi, Çin’in çöllerinde güneş panellerinin bitki örtüsü ve su toplama sistemleriyle birlikte kullanılması ve Hindistan’da tarım arazilerinde güneş enerjisiyle sulama yapılması, enerji üretimi ile arazi restorasyonunun bir arada yürütülebileceğini gösteren örnekler arasında yer aldı.

Dünyanın fosil yakıtlardan uzaklaşmasıyla birlikte güneş, rüzgâr ve diğer yenilenebilir enerji yatırımlarının daha da büyümesi bekleniyor. Halihazırda yenilenebilir enerji projeleri için kullanılan yaklaşık 500 bin hektarlık arazinin 2032 yılına kadar 3 milyon hektara çıkabileceği öngörülüyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Biyoçeşitlilik ve Arazi Birimi Başkanı Julian Blanc, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki bu büyümenin tarihin en büyük arazi kullanım dönüşümlerinden biri olabileceğini belirtti.

Blanc, asıl sorunun artık yenilenebilir enerjinin büyüyüp büyümeyeceği olmadığını, bu büyümenin “manzaraları, ekosistemleri ve insanları eskisinden daha iyi durumda bırakacak şekilde” gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği olduğunu söyledi.

Her arazi güneş enerjisi için uygun değil

Uzmanlara göre yenilenebilir enerji projelerinde en önemli konulardan biri doğru arazi seçimi.

UNCCD G20 Küresel Arazi Girişimi Direktörü Muralee Thummarukudy, güneş enerjisinin doğru yerde kurulduğunda yalnızca elektrik üretmekle kalmayıp ekolojik restorasyona da katkı sağlayabileceğini, ancak bunun her bölge için geçerli olmadığını ifade etti.

Çünkü bir bölgeye güneş panelleri yerleştirilmeden önce yalnızca enerji üretim kapasitesine bakmak yeterli değil. O arazinin su kaynakları, bitki örtüsü, hayvanların hareket alanları, yerel halkın geçim kaynakları ve kuraklık veya sel riski de değerlendirilmek zorunda.

Moğolistan’ın geniş otlakları bunun önemli örneklerinden biri. İlk bakışta boş ve kullanılmayan alanlar gibi görünen bu araziler, aslında hayvancılıkla geçinen topluluklar ve doğal ekosistemler için hayati önem taşıyor.

“Hiçbir şey etkiden bağımsız değil”

Yenilenebilir enerji, fosil yakıtlara kıyasla çevre açısından daha düşük etkili olsa da tamamen etkisiz değil.

Büyük güneş enerjisi tesisleri için bitki örtüsünün temizlenmesi gerekebiliyor. Projeler yaban hayatının yaşam alanlarını değiştirebilir, suyun arazideki hareketini etkileyebilir ve bazı bölgelerde sel riskini artırabilir.

Üstelik tek bir projenin etkisi sınırlı olsa bile aynı bölgede çok sayıda projenin kurulması farklı sonuçlar doğurabilir.

Malavi’deki Shire Nehri Havzası bu konuda örnek gösterildi. Bölgede planlanan hidroelektrik santrallerinin tek tek değil, birlikte değerlendirilmesi gerektiği; projelerin balıkçılık, biyoçeşitlilik ve nehir boyunca yaşayan topluluklar üzerinde toplu bir baskı oluşturabileceği belirtildi.

UNEP yetkilisi Blanc’ın ifadesiyle, “Hiçbir şey etkiden bağımsız değil.”

Bu nedenle uzmanlar, önce enerji projesinin kurulacağı alanı belirleyip ardından çevresel etki değerlendirmesi yapmak yerine, planlama sürecinin daha geniş bir arazi değerlendirmesiyle başlamasını öneriyor.

Güneş panelleri çiftçiye gelir sağlayabilir

Yenilenebilir enerji ile tarımın birbirinin rakibi olmak zorunda olmadığına dikkat çeken Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) program görevlisi Gayathri Nair, Hindistan’daki güneş enerjili sulama uygulamalarını örnek gösterdi.

Küçük arazilere sahip çiftçiler başlangıçta tarlalarına güneş panelleri kurma konusunda tereddüt yaşadı. Ancak dijital sistemler aracılığıyla arazilerinin güneş enerjisi açısından en uygun bölümleri belirlendi.

Kurulan sistemlerle güneş enerjisi sulama pompalarını çalıştırırken, ihtiyaç fazlası elektrik de şebekeye satılabiliyor. Böylece çiftçi hem tarlasını suluyor hem de ürettiği fazla elektrikten gelir elde ediyor.

Başka bir ifadeyle, aynı arazi hem gıda hem de enerji üretebiliyor.

Çin çöllerinde güneş enerjisi yeni bir amaç için kullanılıyor

Çin’de ise güneş enerjisi tesisleri çölleşmeyle mücadelede farklı yöntemlerle birlikte kullanılıyor.

Taklamakan Çölü’nde güneş enerjisiyle çalışan pompalar suyun taşınmasını ve bitki örtüsünün desteklenmesini sağlıyor. Bitkiler ise yollar boyunca kumların hareketini azaltmaya yardımcı oluyor.

Tengger Çölleri’nde güneş panelleri zemine yakın bölgelerde rüzgârı ve suyun buharlaşmasını azaltırken, panellerin kenarlarından akan su toplanarak bitkilere yönlendiriliyor.

Tesislerin çevresinde yetiştirilen bazı bitkiler hayvan yemi olarak kullanılabilirken, başka bitkiler kumların sabitlenmesine ve bal üretimine katkı sağlıyor.

Dünyaya tek bir reçete yok

Ancak uzmanlar, Çin, Hindistan veya Güney Afrika’daki başarılı uygulamaların dünyanın her yerinde aynı şekilde uygulanamayacağı konusunda hemfikir.

Çünkü her arazinin kendine özgü bir ekosistemi, su dengesi, iklimi ve yerel toplulukları bulunuyor.

Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarının geleceğinde yalnızca “ne kadar enerji üreteceğiz?” sorusu değil, “bu enerjiyi nerede ve nasıl üreteceğiz?” sorusu da belirleyici olacak.

UNEP’in önümüzdeki dönemde, yenilenebilir enerji projelerini arazi, su, biyoçeşitlilik ve yerel topluluklarla uyumlu hale getiren başarılı uygulamaları toplamak amacıyla küresel bir çalışma başlatması bekleniyor.

Dünyanın önündeki hedef aslında birbirinden farklı değil: Fosil yakıtlardan uzaklaşmak, temiz enerji üretimini artırmak ve aynı zamanda doğayı korumak.

Ulan Batur’daki toplantının ortaya koyduğu soru ise şu:

Dünyayı fosil yakıtlardan kurtarırken, bunu doğanın pahasına mı yapacağız; yoksa enerji dönüşümünü toprağı yeniden iyileştirmenin bir aracına mı dönüştüreceğiz?

Yazar

- Advertisement -

Daha Fazla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler