17.1 C
New York kenti
Perşembe, Eylül 24, 2026

Bir Fotoğrafın Ötesinde

Mutlaka Oku

Koray Erkaya ile İnsan, Yapay Zekâ ve Yeniden Başlamak Üzerine

Röportaj: Dilek Kaya / Turkish Journal

Bir insan otuz yılı aşkın bir süre aynı işi yapıp hâlâ kendisini yeniden icat edebilir mi?

Koray Erkaya’nın hikâyesine bakınca bu sorunun cevabı, oldukça net biçimde “evet”.

Türkiye’de reklam fotoğrafçılığından sanat dünyasına, uluslararası projelerden televizyon yapımcılığına uzanan bir kariyer… Ardından Kanada’da yeniden kurulan bir hayat. Bugün ise fotoğrafın sınırlarını yapay zekâ ile genişleten yeni bir yaratıcı dönem.

Fakat Erkaya’nın hikâyesini ilginç kılan yalnızca kullandığı teknoloji değil. Tam tersine, teknoloji hızlandıkça insanın gözünün, deneyiminin ve hikâyesinin neden daha değerli hâle geldiğini savunması.

Amerika’da ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Türklerin başarılarını, arayışlarını ve hikâyelerini görünür kılmayı önemseyen Turkish Journal için Koray Erkaya ile bu kez yalnızca fotoğrafı değil; yeniden başlamayı, yapay zekâyı, insan yaratıcılığını, göçü ve geleceği konuştuk.

Dilek Kaya: Koray Bey, kariyerinize baktığımda aslında birkaç ayrı Koray Erkaya görüyorum. Reklam fotoğrafçısı, sanatçı, yönetmen, eğitmen, girişimci ve bugün yapay zekâyı üretim sürecine dahil eden bir görsel hikâye anlatıcısı… Siz hangisisiniz?

Koray Erkaya: Galiba hepsiyim ama hiçbirisi tek başına ben değil.

Fotoğrafçılığa başladığımda bugünkü dünya yoktu. Mimar Sinan’da öğrenciyken hafta sonları bir cast ajansında modellerin fotoğraflarını çekiyordum. Bir taraftan reklam filmlerinde oynuyor, modellik yapıyordum. Çok erken yaşta kameranın iki tarafını da görme şansım oldu.

Bu bana önemli bir şey öğretti: Fotoğraf makinesi sadece bir araç. Asıl mesele karşındaki insanı, mekânı ya da hikâyeyi anlayabilmek.

Sonra reklam dünyası geldi. Kristal Elma, Camel Trophy ile dünyanın farklı yerlerinde çalışmalar, reklam kampanyaları, mimari ve otel projeleri… 2004’te Lürzer’s Archive’ın 200 Best Ad Photographers seçkisinde yer almak önemli kilometre taşlarından biriydi. Ardından Dijipost, televizyon işleri ve “Don’t Tell Mama”, “Self-Touches” gibi kişisel çalışmalar geldi. Şimdi de yapay zekâ var.

Dışarıdan bakıldığında bunlar farklı dönemler gibi görünüyor. Benim açımdan aynı hikâyenin devamı. Çünkü benim işim hiçbir zaman yalnızca deklanşöre basmak olmadı.

Benim işim görmekti.

Dilek Kaya: “Görmek” diyorsunuz. Bugün yapay zekâ birkaç saniyede çok etkileyici görüntüler üretebiliyor. O zaman insanın “görmesine” hâlâ ihtiyaç var mı?

Koray Erkaya: Bence bugün her zamankinden daha fazla var. Yapay zekâ size bin görüntü verebilir; ama hangisinin doğru olduğunu kim söyleyecek?

Otuz yılı aşkın süredir ışığa bakıyorum. Bir otel odasına girdiğimde ışığın nereden gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir mimari yapıya baktığımda mimarın ne anlatmak istediğini anlamaya çalışıyorum. Bir insanı çekiyorsam rahat olup olmadığını hissediyorum.

Bunlar bir prompt kutusuna birkaç kelime yazarak oluşmuyor. Yıllarca hata yapıyorsunuz, iyi ve kötü işler çekiyorsunuz, müşteriyle tartışıyorsunuz, sabah beşte sete gidiyorsunuz. Bazen bir ışığı iki santimetre kaydırıyorsunuz; bazen bütün gün çalışıp akşam “olmadı” diyorsunuz.

Sonra bir gün bütün bunların toplamına insanlar “göz” diyor.

AI benim için o gözün yerine geçen bir şey değil. O gözün önüne koyduğum yeni bir araç.

Dilek Kaya: O halde yapay zekâyı bir tehdit olarak görmüyorsunuz?

Koray Erkaya: Tehdit olarak görürsem öğrenemem. Mucize olarak görürsem de kendimi kandırırım. İki uç da bana doğru gelmiyor.

Fotoğraf tarihinde benzer kırılmaları defalarca yaşadık. Analogdan dijitale geçildiğinde “fotoğraf bitti” denildi. Photoshop geldiğinde başka bir tartışma başladı. Telefon kameraları geliştiğinde “artık herkes fotoğrafçı” dendi. Fotoğraf bitmedi; fotoğraf değişti.

Şimdi çok daha büyük bir değişimin içindeyiz. Ben bugün kendi çektiğim bir fotoğrafı, hareketli ve sinematik bir anlatının başlangıç noktasına dönüştürebiliyorum. Bir otelin, mimari yapının ya da markanın gerçek kimliğini koruyup fotoğrafın dünyasını genişletebiliyorum.

Benim ilgimi çeken formül şu: gerçek fotoğraf, insanın sanat yönetimi ve yapay zekânın olanakları. Daha önce ekonomik ya da teknik olarak çok zor olan bazı fikirler bu üçü birleştiğinde mümkün hâle geliyor.

Ama direksiyonda hâlâ insan olmalı.

Dilek Kaya: Bugün AI ile yaptığınız bir çalışmada, “Teknik olarak iyi ama bu Koray Erkaya işi değil” deyip çöpe attığınız oluyor mu?

Koray Erkaya: Oluyor, hem de çok. Bazen görüntü ilk bakışta etkileyici oluyor: ışık güzel, hareket güçlü, her şey pürüzsüz. Ama birkaç saniye sonra bana ait olmadığını hissediyorum.

AI’ın en büyük tuzaklarından biri bu bence. Size çok hızlı biçimde “iyi görünen” sonuçlar verebiliyor. Fakat iyi görünmek ile bir karakter taşımak aynı şey değil.

Ben özellikle kendi fotoğraflarımdan başladığımda daha rahatım. Orada gerçek bir mekân, gerçek bir ışık ve benim daha önce verdiğim bir karar var. AI’ın görevi o kararı silmek değil; gerekiyorsa onun çevresinde yeni bir dünya kurmak.

Bir çalışma benim görsel hafızamla bağ kurmuyorsa, ne kadar etkileyici görünürse görünsün kullanmam. Çünkü sonunda müşteri de izleyici de sadece efekt değil, bir bakış arıyor.

Dilek Kaya: Turkish Journal yazarı Cihangir Büyüköner de son dönemde “Yapay zekâ insanların yerini alacak mı?” sorusundan çok, yapay zekânın insanın düşünme ve çalışma biçimini nasıl değiştireceğini tartışıyor. Sizin birlikte yürüttüğünüz çalışmalarda mesele nereye evriliyor?

Koray Erkaya: Cihangir’le son dönemde konuştuğumuz ve üzerinde çalıştığımız mesele tam olarak bu. Konuyu yalnızca “hangi program ne yapıyor?” seviyesinde bırakmak istemiyoruz. Çünkü altı ay sonra o program değişebilir.

Asıl soru, benim otuz yılı aşkın görsel arşivimi, tecrübemi ve bakışımı yeni bir üretim sistemine nasıl dönüştürebileceğimiz. Fotoğrafı yalnızca tek bir çıktı olarak değil; hareketli görüntünün, filmin, kampanyanın ya da daha büyük bir görsel dünyanın başlangıç noktası olarak ele alıyoruz.

Cihangir’in kullandığı “karar tasarımcısı” ve “bağlam mimarı” gibi kavramları bu yüzden önemsiyorum. Önümüzdeki dönemde değerli olan insan yalnızca bir şeyi teknik olarak yapabilen insan olmayacak. Doğru soruyu sorabilen, seçenekler arasından seçim yapabilen ve farklı disiplinleri birbirine bağlayabilen insan olacak.

Eskiden fotoğrafçı fotoğraf çekerdi. Bugün fotoğrafı çekiyorum, sanat yönetimini, hareketini, müziğini, hikâyesini, AI araçlarını ve sonunda hangi mecrada nasıl yaşayacağını birlikte düşünmek zorundayım. Mesleğin sınırları genişliyor.

Belki gelecekte kartvizitlerimizde ne yazacağını gerçekten bilmiyoruz. (Gülüyor.)

Dilek Kaya: Peki AI sizin yerinize karar vermeye başladığında?

Koray Erkaya: İşte orada frene basarım.

Benim için sınır oldukça net. AI bana seçenek sunabilir ama neden o seçeneği tercih ettiğimin sorumluluğu bana ait.

Sanatın, tasarımın, gazeteciliğin, reklamın, hatta hayatın kendisinin temelinde seçim var. Neyi gösteriyorsun? Neyi göstermiyorsun? Nerede duruyorsun? Neyi abartıyor, neyi sade bırakıyorsun?

Makine bin ihtimal üretebilir. Ama anlamı insan seçer.

Dilek Kaya: Kariyerinizin büyük bölümünü Türkiye’de kurduktan sonra Kanada’ya gittiniz. Amerika ve Kanada’da yaşayan Türklerin iyi bildiği bir duygu var: Bir ülkede kimlik ve kariyer kuruyorsunuz, sonra başka bir ülkede yeniden başlıyorsunuz. Sizin için zor muydu?

Koray Erkaya: Hem de çok. Bunu romantikleştirmeye gerek yok.

Başka bir ülkeye taşındığınızda bavulunuzda tecrübenizi getiriyorsunuz ama çevrenizi getiremiyorsunuz. Türkiye’de yıllarca çalışmışsınız; insanlar sizi tanıyor, bir telefon açtığınızda nasıl çalıştığınızı biliyorlar. Sonra başka bir ülkeye gidiyorsunuz ve kimse sizin geçmişinizi bilmek zorunda değil.

Ego için çok öğretici bir dönem. (Gülüyor.) Ama aynı zamanda özgürleştirici. Çünkü kendinize şu soruyu soruyorsunuz: “Ben geçmişte yaptıklarımdan ibaret miyim, yoksa bugün yeniden bir şey üretebilir miyim?”

Ben ikinci cevabı seçtim.

Dilek Kaya: Bugün geriye baktığınızda, kariyerinizde yanlış yaptığınızı düşündüğünüz ya da size pahalıya mal olan bir dönem var mı?

Koray Erkaya: Elbette var. Otuz yılı aşkın bir kariyerde “her şeyi doğru yaptım” diyen birine ben zaten biraz şüpheyle bakarım. (Gülüyor.)

Bazen işe fazla kapıldığınız dönemler oluyor. Bazen başarıyı sürekli devam edecek bir şey sanıyorsunuz. Bazen de geçmişte işe yarayan bir yöntemin gelecekte de çalışacağını düşünüyorsunuz. Hayat size bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Kanada’ya taşınmak bu anlamda bana çok şey öğretti. Geçmişiniz kıymetli ama sizi otomatik olarak geleceğe taşımıyor. Bir noktada yeniden öğrenci olmayı kabul etmeniz gerekiyor.

Bugün değiştirmek istediğim şey hataların kendisi değil. Bazı dönemlerde değişimin geldiğini daha erken fark etmek isterdim. Ama muhtemelen o hatalar olmasa bugün baktığım yerden de bakamazdım.

Dilek Kaya: Bu söylediğiniz özellikle Amerika’da yaşayan Türkler açısından önemli. Çok başarılı insanların bile kendilerini yeniden kanıtlamak zorunda kaldığını görüyoruz.

Koray Erkaya: Kesinlikle. Diaspora hikâyelerinde başarıyı sadece “şu pozisyona geldi, şu ödülü aldı” diye anlatmak eksik kalıyor. Asıl hikâye çoğu zaman aradaki bölümde.

Kimsenin sizi tanımadığı günlerde. İlk telefonun çalmadığı dönemde. “Acaba yanlış mı yaptım?” dediğiniz gecelerde.

İnsanlar son fotoğrafı görüyorlar. O fotoğrafın arkasındaki yüz başarısız denemeyi görmüyorlar.

O yüzden başka bir ülkede yeniden başlayan gençlere şunu söyleyebilirim: Geçmişinizi yanınızda taşıyın ama geçmişinizin arkasına saklanmayın. Yeni ülke size kendinizi yeniden tarif etme fırsatı veriyor. Zor ama çok kıymetli.

Dilek Kaya: Bugün yeniden 25 yaşında olsaydınız ve elinizde sadece bir laptop, telefon ve AI araçları olsaydı ne yapardınız?

Koray Erkaya: Her şeyi öğrenirdim ama hiçbir programa âşık olmazdım. Çünkü programlar değişir.

Bakmayı öğrenirdim. Sinema izlerdim, resim tarihine bakardım, mimari öğrenirdim, müzik dinlerdim, insanlarla konuşurdum. Sokağa çıkardım. Bir kahvede oturup insanları gözlemlerdim.

Bugün gençlerin önünde inanılmaz güçlü araçlar var ama bir tehlike de var: Herkes aynı araçları kullanıyor. O zaman sizi farklılaştıracak olan araç değil, sizin kim olduğunuz.

Teknik beceri giderek demokratikleşiyor. Hayat deneyimi ise demokratikleşmiyor. Senin yaşadığını başkası yaşamıyor. Hikâyen orada.

Dilek Kaya: Sanatçı tarafınıza dönelim. Ticari fotoğrafçılık ile sanat fotoğrafçılığı arasında gidip gelen bir kariyeriniz oldu. “Don’t Tell Mama” gibi cesur çalışmalar yaptınız. Ticari Koray ile sanatçı Koray kavga ediyor mu?

Koray Erkaya: Eskiden daha çok kavga ediyorlardı. (Gülüyor.) Şimdi birbirlerini daha iyi anlıyorlar.

Reklam bana disiplin öğretti. Sanat bana özgürlük öğretti. Reklamda bir probleminiz vardır ve çözmek zorundasınızdır. Sanatta bazen problemi siz yaratırsınız.

“Don’t Tell Mama” döneminde de derdim yalnızca estetik bir fotoğraf üretmek değildi. Bir duygu, bir gerilim, bir soru yaratmak istiyordum. Bugün AI ile yaptığım çalışmalarda da aynı şeyi arıyorum.

Teknoloji değişti. Merak değişmedi.

Dilek Kaya: AI üretiminin birbirine benzediği eleştirisine katılıyor musunuz?

Koray Erkaya: Evet. Araç kolaylaştıkça estetik klişe üretmek de kolaylaşıyor. Aynı ışıklar, aynı kamera hareketleri, aynı “epik” görüntüler… İlk gördüğünüzde etkileniyorsunuz; yirminci kez gördüğünüzde hiçbir şey hissetmiyorsunuz.

O nedenle gerçek bir fotoğraftan, gerçek bir mekândan ve verilmiş gerçek bir yaratıcı karardan hareket etmeyi seviyorum. AI o gerçekliğin üzerine yeni bir katman ekleyebilir.

Ben sentetik mükemmellik aramıyorum. Karakter arıyorum.

Dilek Kaya: Bu yeni üretim biçimi müşteriye ne kazandırıyor? Özellikle otel, mimari ve marka dünyasında fark nerede oluşuyor?

Koray Erkaya: En önemli fark, iyi bir fotoğrafın ömrünün uzaması. Eskiden bir çekim yapardınız; fotoğraf kampanyada, dergide, web sitesinde yaşardı. Şimdi aynı güçlü ana görüntü, doğru yönetildiğinde hareketli bir anlatının, sosyal medya filminin ya da daha geniş bir kampanya dünyasının başlangıcı olabiliyor.

Burada mesele “AI ile daha ucuza bir şey yapalım” değil. Benim ilgilendiğim taraf, daha önce bütçe, zaman ya da prodüksiyon koşulları nedeniyle gerçekleştiremediğimiz yaratıcı fikirleri mümkün kılmak.

Özellikle otel ve mimaride gerçekliği kaybetmemek çok önemli. Müşteri kendi mekânını tanımak istiyor. Biz o gerçekliği koruyup atmosferi ve hikâyeyi genişletebilirsek yeni bir alan açılıyor.

Bu yüzden benim için fotoğraf hâlâ temel. AI fotoğrafı değersizleştirmiyor; doğru kullanıldığında iyi fotoğrafın taşıyabileceği hikâyeyi büyütüyor.

Dilek Kaya: Hiç “Ben artık bu teknolojiyi takip edemem” dediğiniz oluyor mu?

Koray Erkaya: Her hafta. (Gülüyor.) Sabah bir program öğreniyorsunuz, akşam yeni versiyonu çıkıyor. Bir şey keşfediyorsunuz, üç gün sonra başka bir araç onu daha iyi yapıyor.

İnsanın egosu açısından çok sağlıklı bir dönem. Size sürekli “Bilmiyorsun” diyor.

Ben 30 küsur yıldır profesyonel olarak görüntü üretiyorum ve bugün tekrar öğrenciyim. Bundan da acayip keyif alıyorum. Belki genç kalmanın yollarından biri budur: Bildiğini korumaya çalışmak yerine bilmediğinin peşinden gitmek.

Dilek Kaya: İnsanların en çok merak ettiği soruyu sorayım. Yapay zekâ yaratıcı meslekleri yok edecek mi?

Koray Erkaya: Bazı görevleri ortadan kaldıracak, bazı işlerin üretim biçimini değiştirecek ve yeni roller yaratacak. Bunu kendi sektörümüzde şimdiden görebiliyoruz.

Bence daha ilginç soru şu: AI kullanan deneyimli bir yaratıcı artık tek başına ya da küçük bir ekiple ne kadar geniş bir üretim alanına ulaşabiliyor?

Fotoğrafçı hareketli görüntü düşünebiliyor. Tasarımcı hikâye anlatımına girebiliyor. Müzisyen görsel dünya kurabiliyor. Disiplinlerin arasındaki duvarlar inceliyor.

Ama bu, deneyimin değersizleştiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, seçenek sayısı arttıkça neyi seçmeyeceğinizi bilmek daha önemli hâle geliyor.

Teknoloji kapasite verir. Yönü ise insan belirler.

Dilek Kaya: Sizi bugün heyecanlandıran şey ne?

Koray Erkaya: Hâlâ “Acaba bunu yapabilir miyim?” diyebilmek.

Bugün bir fotoğraf çekiyorum ve sonra düşünüyorum: “Bu fotoğrafın hayatı burada bitmek zorunda mı?” Belki hareket edebilir. Belki müziği olabilir. Belki bir dakikalık bir filme dönüşebilir. Belki izleyen insan o mekânı daha önce hiç hissetmediği biçimde hissedebilir.

Ben artık fotoğrafı her zaman nihai ürün olarak görmüyorum. Bazen o, hikâyenin ilk karesi.

Bu düşünce beni yeniden heyecanlandırdı.

Dilek Kaya: Otuz yılı aşkın kariyerinizin ardından kendinizi yeniden başlangıçta hissetmek garip değil mi?

Koray Erkaya: Müthiş bir şey. Çünkü hâlâ merak ediyorsanız bitmemişsiniz demektir.

Benim için mesele geçmişte aldığım ödül, girdiğim kitap ya da dün çektiğim fotoğraf değil. Bunların hepsi yolculuğun parçaları.

Asıl soru hâlâ aynı: Yarın ne yapacağım?

Dilek Kaya: Son olarak, bu röportajı New York’ta, New Jersey’de, California’da, Toronto’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde okuyacak genç bir Türk var. Belki kariyerinin başında, belki göç etmiş, belki işsiz, belki AI yüzünden mesleğinin geleceğinden endişeli. Ona ne söylersiniz?

Koray Erkaya: “Korkma” demem. Korkmak insani. Ben de korktum, tereddüt ettim, yeniden başlamak zorunda kaldım.

Onun yerine “Merakını kaybetme” derim. Çünkü sahip olduğun en büyük sermayelerden biri o.

Program değişecek. Ülke değişecek. Meslek değişecek. Kartvizitindeki unvan bile değişecek. Ama merak ediyorsan öğrenirsin; öğreniyorsan değişirsin; değişebiliyorsan yeniden başlayabilirsin.

Bir de kendini başkalarının bitmiş işleriyle kıyaslama. Sen onların sonucunu görüyorsun, sürecini değil. Kendi sürecine biraz saygı duy.

AI’ı öğrenin ama kendinizi de öğrenin. Gelecekte herkesin güçlü araçları olacak. Sizi farklı yapan, o araçlara ne yaptırdığınızdan önce, neden yaptırdığınız olacak.

FOTOĞRAFIN ARKASINDAKİ İNSAN

Koray Erkaya ile konuşurken masadaki konu yapay zekâ olsa da sohbetin dönüp dolaşıp insana gelmesi tesadüf değil.

Ankara’da doğan, İstanbul’da fotoğraf eğitimi alan; reklam dünyasından uluslararası projelere, sanat galerilerinden televizyona uzanan bir kariyer kuran ve ardından Kanada’da kendisini yeniden tarif eden Erkaya, bugün geçmişini geride bırakmadan yeni bir başlangıç yapıyor.

Belki de bu hikâyenin en dikkat çekici tarafı burada. Yeniden başlamak her zaman sıfırdan başlamak anlamına gelmiyor. Bazen yıllarca biriktirdiğiniz gözünüzü, hatalarınızı, arşivinizi ve deneyiminizi yanınıza alıp aynı soruyu yeni araçlarla yeniden sormak anlamına geliyor:

“Bu fotoğrafın hayatı burada bitmek zorunda mı?”

Koray Erkaya’nın bugün verdiği cevap belli: Hayır.

Fotoğraf artık yalnızca son kare olmayabilir. Bazen filmin, hareketin, sesin ve henüz kurulmamış bir dünyanın ilk karesi olabilir.

Ve belki teknoloji ne kadar değişirse değişsin, fotoğrafın arkasındaki en önemli şey de değişmiyor:

Nereye baktığımız ve neden oraya baktığımız.

Dilek Kaya

Turkish Journal

Yazar

- Advertisement -

Daha Fazla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler