3.8 C
New York kenti
Pazar, Şubat 15, 2026

Trumpçı “yeni dünya düzeni” sadece BM merkezli çok taraflılığa darbe indirmiyor, yeni dünya savaşına da zemin hazırlıyor

Mutlaka Oku

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (TURKISH JOURNAL)- Selçuk Acar – Günümüzde ABD Başkanı Donald Trump’ın baskın rol oynadığı “Yeni Dünya Düzeni”, geleneksel 20. yüzyıl çok taraflılığının yerine, 1823’te Başkan James Monroe tarafından ilan edilen, Avrupa sömürgeciliğini ve Batı Yarımküre’deki müdahaleyi reddeden, ABD dış politikasının temel taşlarından Monroe Doktrini’ni andıran, “Donroe Doktrini”yle adlandırılırken, Birleşmiş Milletler’in (BM) çok taraflılık ruhuna zıt şekilde, 19. yüzyıl tarzı, dünyada kaosa hizmet eden ve hatta yeni bir dünya savaşına zemin hazırlama tehlikesi olan ABD’nin domine ettiği ikili ilişkilere doğru bir kayma şeklinde karakterize ediliyor.

Ocak 2026 itibarıyla, Trump yönetimi ABD’yi, 66 uluslararası örgütten çektiğini ve 31 BM organizasyonundan ayılmasını sağladığını biliyoruz. Trump’ın “alt-right” (alternatif sağ) küreselleşme karşıtı, aşırı sağcı popülist teknokratlardan oluşan yakın ekibinin empoze ettiği “Önce Amerika” (“America First”) yaklaşımıyla şekillenen kalıcılığı olmayan yeni dünya düzeninde, küresel sürtüşmelerin şok emici kuruluşu olan BM merkezli çok taraflılığı ciddi şekilde zayıflatan, uluslararası işbirliğini yok eden, kural ve kanunları hiçe sayan bir düzeni öne çıkarmasıyla, zaten sorunlar yumağı dünyada barışa olan umutların da tükenmesine neden olmuştur.

Trump yönetiminin ABD’nin çekildiğini açıkladığı iklim, sağlık, kadın hakları ve demokrasi gibi alanlarda küresel işbirliğini hedef alan doğrudan, BM’ye bağlı kuruluşlar ve anlaşmalar arasında, BM Nüfus Fonu (UN Population Fund), BM Kadın Birimi (UN Women), BM Demokrasi Fonu ve İlkim Değişikliği BM Çerçeve Sözleşmesi ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) de bulunuyor.

Ocak 2026’da başlangıçta BMGK’daki Gazze ateşkesine (BMGK Kararı 2803) odaklanmış olan Trump’ın Barış Kurulu (BoP) ise “Trumpçı bir dünya düzeni”nde BM bürokrasisine kıyasla daha hızlı ve etkili karar almayı hedefleyen, ABD ulusal çıkarları önceleyen geleneksel uluslararası kuruluşlara alternatif gibi değerlendirilse de Trump’ın yeni dünya düzeni kurma girişiminden öteye gitme şansı pek güçlü görünmüyor. Trump, kararlar üzerinde veto hakkı ve üyeleri görevden alma yetkisi de dahil olmak üzere geniş yürütme yetkisine sahip olarak BoP’ye başkanlık ederken, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve diğerleri de dahil olmak üzere 35 ülke katılmış bulunuyor. ABD’nin önde gelen müttefikleri, bunun Birleşmiş Milletler’i zayıflatacağından endişe duyarak isteksizliklerini dile getirdiler. BMGK’nın 5 daimi üyesinden ABD hariç hiçbir katılım sağlanamadı. 

Çok taraflılık, BM ve Filistin gerçeği

Merkezinde Barış Kurulunun olacağı görülen Trumpçı dünya düzeni, tüzüğüne bakıldığında kurul, BM ile birlikte çalışmakla görevlendirilmiş olsa da, geleneksel BM merkezli çok taraflılıktan uzaklaşmayı işaret etmektedir, BM referanslarını atladığı görülüyor. Bunun yerine,  yerleşik kurumsal normlar yerine doğrudan, işlemsel anlaşmaları vurgulayan “çoklu hizalanmayı” veya “pazarlık etmeyi” öne çıkarıyor.

Trump’la birlikte, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katıldığı, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen 56. yıllık Dünya Ekonomik Forumu kapsamında, küresel çatışmaları çözmeyi amaçlayan Barış Kurulu girişiminin tüzüğü imzalandı. 

Barış Kurulu’na hiçbir Filistinli’nin dahil edilmezken Trump, savaş suçlarından yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Başbakan Benjamin Netanyahu’ya yer vermesi haklı eleştirilerin başında geliyor. 

Barış Kurulu törenine katılan ve anlaşmaya imza atan kurucu üyeler arasında Türkiye ve ABD’yle birlikte Azerbaycan, Katar, Bulgaristan, Pakistan, Paraguay, Suudi Arabistan, Ermenistan, Endonezya, Kazakistan, Özbekistan, Moğolistan, Macaristan, Ürdün, Kosova, Birleşik Arap Emirlikleri bulunuyor. Fransa, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’daki ABD ve İsrail müttefikleri yer almıyor. Grönland ve gümrük politikaları da dahil olmak üzere Trump ile yaşadıkları, Beyaz Saray ile Avrupa arasındaki ilişkileri gerginleştiren anlaşmazlıklar nedeniyle listede bulunmadığı tahmin edilen bu ülkeler bu aşamada ABD şemsiyesi altına girmemiş oldular.

Eleştirmenlerin, BM’in anlamlı denetimini atlatma veya hatta dünya örgütüne özel bir alternatif olarak konumlanma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap vereceği bir ortamda faaliyet göstermeyi öngörüyor” olması eleştirileri haklı kılıyor.

Trump bu girişimiyle BM’ye alternatif oluşturduğu ileri sürülürken, kendisi ise  “BM ile muazzam bir potansiyel var ve bence Barış Kurulu’nun burada bulunan insanlarla birleşimi… dünya için çok, çok eşsiz bir şey olabilir,” açıklamasıyla bu iddiaya cevap vermiş oldu.

Trump aslında bu sözlerin benzerini benim de bulunduğum eylül ayındaki BM Genel Kurulu üst düzey görüşmeleri için BM’de bulunduğu gün, Genel Sekreter Guterres’le yaptığı görüşmede, BM kürsüsünden eleştirmesine rağmen Guterres başkanlığındaki BM heyetine de söyledi. Buradaki görüşmesinde Trump, BM’yle ilgili oldukça yapıcı olumlu ifadeler kullandı.

“Barış Kurulu”, ‘acil durum yetkileri’ de dahil olmak üzere Gazze üzerinde tam yasama, yürütme ve yargı kontrolünü üstlenecek ABD destekli bir yönetim otoritesinin yapısını detaylandırdırmaktan öteye Filistinlilere ne sağlayacaktır?

Birçoklarının BM’in anlamlı denetimini atlatma veya hatta bu meşru dünya örgütüne özel bir alternatif olarak konumlanma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap vereceği bir ortamda faaliyet göstermeyi öngörüyor” olması eleştirileri haklı kılıyor.

Emlakçı bir ABD Başkanı ve damadı Jared Kushner’in öncülüğünde, yüksek binalardan oluşan parıldayan bir Gazze Rivierası hayal eden kurul, New York’ta yakından şahit olduğumuz Türkçesi kentsel dönüşüm olan, İngilizcede “tarihsel olarak yatırım yapılmamış, düşük gelirli mahallelerin, daha varlıklı sakinlerin ve gayrimenkul yatırımlarının akınıyla daha yüksek değerli bölgelere dönüşmesi” anlamına gelen “gentrification” olmadığını kim garanti edebilir?

Tartışmalı Gazze vizyonunun gerçekleşmesi için bombalanan, binaları yerle bir edilen Filistinlilerin, acımasızca bölgeden sürülmeycekleri nasıl garanti edilecek?

Barış Kurulu’nun başkanlığını sürekli olarak Trump yapacak. Bölgede çok az deneyime sahip, hepsi soykırıma tam destek veren kişilerden oluşan yürütme kurulu üyeleri arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Özel Temsilci Steve Witkoff, emlakçı damat Kushner, dev alternatif varlık yönetim firması Apollo Global Management’ın CEO’su ve kurucu ortağı Wall Street milyarderlerinden Marc Rowan, eski ABD Başkan George W. Bush’un sahte gerekçelerle başlattığı Irak Savaşı’nın hararetli destekçisi eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Barış Kurulu’na hiçbir Filistinli’nin dahil edilmezken Trump, savaş suçlarından yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Başbakan Benjamin Netanyahu’nun da yer alması, kurula olan güvensizliğin ana nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kurulla ilgili diğer dikkat çeken olgu da, Bulgar diplomat Nickolay Mladenov’un Gazze’nin “yüksek temsilcisi” olarak görev yapacak olması. Ancak kurulun danışmanları arasında, Yahudi yerleşimcilerle ittifak kuran ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın kurulmasında yer alan Haham Aryeh Lightstone’un olduğu da göze batıyor. Bu vakıfta, dört kümes hayvanı yem deposundan birkaç yiyecek kapmak için çabalayan 2 bin 600’den fazla çaresiz Filistinli vurularak öldürülmüş, en az 19 bin kişi yaralanmıştı.

Hamas’ı soykırıma kılıf olarak görmeye çalışan İsrail’in ateşkesin başlamasından bu yana 1000’den fazla ateşkes ihlali gerçekleştirdiğini ve yaklaşık 450 Filistinliyi öldürdüğü gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Burada şunun da altını çizmek gerekir ki, Trump gelene kadar her şey çok güzeldi de Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla kötüye gidiyor diyemeyiz. Soykırıma yeşil ışık yakan, önlemeyen sözde çok taraflılık yanlısı eski Başkan Joe Biden’la BM’nin ve tüm dünyanın, Trump’tan önce bir insanlık krizine çoktan saplanmış olduğu unutulabilir mi?

Barış Kurulu ve ateşkes, Trump’ın Netanyahu’nun propaganda savaşını kaybettiğini farkettikten sonra oluşturulduğu gerçeğini da hatırlatmak gerek. Bölgede Filistinliler açlığa, soğuğa maruz bırakılırken, ilaçların girişine izin verilmiyor, hala soykırım devam ediyor. Hastanelerin yıkılmayan sağlam kalan kısımlarında, çocuklara anestezi olmadan ameliyat yapılıyor. Çünkü Gazze’ye anesteziye izin verilmiyor. Barış Kurulu’nun patronu Trump, bu konuda ne yaptı, ne yapıyor?

Uzun bir süre yakından takip ettiğim, Trump’ın yönetim anlayışı nedense, basitçe, üniversitede ilk öğrendiğim, insanın ekonomide temel bir teorik model olan, faydayı, serveti veya kârı en üst düzeye çıkarmak için sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden “homo ekonomikus” veya “ekonomik insan”la açıklanan yönünü hatırlasam da konunun başka psikolojik boyutlarının da olduğunu düşünüyorum.

Barış Kurulunun, emlakçı Başkan ve damadı Kushner’in yüksek binalardan oluşan “Gazze Kıyısı” (“Gazze Rivierası”) planlayan sömürgeci bir hayal olmadığını, tüm sömürge girişimlerinde olduğu gibi, yeni bir Gazze vizyonunun gerçekleşmesi için yerli halkın yerlerinden sürülmediğini görmek gerekiyor.

Trump’ın 2. başkanlık döneminde, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) mensuplarının aracılığıyla geniş kapsamlı göçmen baskınları ve toplu tutuklamalar, sığınmacılar da dahil olmak üzere göçmenleri, kasıtlı olarak cezalandırarak üçüncü ülkelerine sınır dışı edilmesine, özellikle Venezuelalı göçmenleri, El Salvador’daki dünyanın en tehlikeli hapishane zorla gönderilmesine kadar birçok insan hakları ihlallerine vardırılan olayların yaşanması, halkın sokaklara dökülmesine neden olurken, Trumpçı düzenin başarılı ve kalıcı olamayacağının bir başka örneği olarak da dikkat çekiyor.

Trump’ın iş adamlığı döneminden kalma, zayıflara boğun eğdirme alışkanlığı, borcuna sadık olmama vb alışkanlıkları dahil başkanlığı döneminde, bunu ABD’ye göre zayıf olan Kanada, Meksika, Venezuela ve Grönland’a boğun eğdirme denemeleriyle devam ettirmeye çalışması, birçokları tarafından yeni dünya düzeni olarak değerlendirilirken, mantığı, etiği ve kalıcılığı tartışılır 3 senesi kalmış çağdışı dayatmacı bir yönetim anlayışından ibaret olmadığını yaşayarak görmek gerekiyor.

Başkan Trump’ın son dönemdeki icraatlarını gördükçe, acaba yönetiminde veya yakın çevresinde, “Önce Amerika” ilkesiyle başta BM Sözleşmesi olmak üzere, genel olarak hukukun üstünlüğüne, uluslararası insancıl hukuka ve insan haklarına saygı duymamak ve serbest ticarete karşı hareket etmek üzerine bir düzenin düzensizlik olduğunu, ne ABD için ne de dünya için kalıcı olumlu sonuçları olmayacağını söyleyebilecek aklı selim kimse yok mu sorusunu sormak zorunda kalıyoruz, ister istemez. Trump yönetiminin sözde “suçlu belgesiz göçmenler” gerekçesiyle ülkenin en büyük kentlerinde ICE aracılığıyla hukuksuz şekilde hareket etmesi ve terör estirmesinin, ülkeye bir faydası olmadığını ICE’ın gözaltına aldığı göçmenlerin yüzde 90’ının üzerinde hiçbir suç geçmişi olmadığının ortaya çıkması gayet açık şekilde göstermiyor mu?

BM’de ulusal menfaat ve “Önce Amerika” ilkesiyle yanlızlaşan, izole olan ABD, şimdi de başta en yakın ve güçlü müttefiklerini, özellikle de Avrupa’yı karşısına alma hatasıyla, kurucusu olduğu NATO ittifakına karşı adımlar atarak bir yere varması mümkün olabilir mi? Tüm bunlar, ABD’nin lehine olmadığı gibi hiçbir şekilde dünyanın lehine olmayacaktır.

Levazım başçavuşluğundan, Başkomutanlığa uzanan “Jacksoncu militarist”

Ailesinin, davranış sorunları nedeniyle, katı askeri disipline tabi olması için 13 ila 18 yaşları arasında özel yatılı New York Askeri Akademisi’ne kaydettirdiği ve mezun olup levazım başçavuşu (supply sergeant) olarak görev yapmasını sağladığı Trump, ikinci başkanlığında tam bir başkomutan edasıyla, başta BM Sözleşmesini, bir ülkenin egemenlik haklarını ihtal edip, askeri bir operasyonla Venezuela liderini yatağından alınıp kaçırılması emri vererek, militarizmin yükselişine hizmet ettiğini görmüyor mu?

Dünyanın şimdiye kadarki en güçlü ordusuna inşa ettiğini söyleyen ve başkomutanlık yapan Trump, Grönland’ı işgal etmek ve İran’a askeri operasyon gibi tek taraflı dayatmacı askeri seçeneklerinin, bir dünya savaşı tehlikesini artıracağı aşikarken, tüm bunların Nobel Barış Ödülü hayaline de taban tabana zıt olduğunu bilmiyor mu?

Kural temelli bir dünyanın sona erdiren, adeta yeni dünya savaşını başlatmak için her girişimde bulunan Trump’ın “Önce Amerika”sının (America First), Amerika’yı Amerika yapan çok etnikli değerlere de ters olduğunu görüyoruz. Trump bizi, uluslararası normalara dayalı bir dünya yerine güçlünün haklı olduğu Firavunlar dönemine götürüyor. “Önce Amerika” diyerek Amerikan değerlerine karşı, göçmenlere yönelik insan hakları ihlallerine varan tutumunun, ne derece tezaklıklar içerdiğini eşinin aksanlı İngilizceye sahip bir göçmen olması da çarpıcı bir şekilde açıklıyor. Kısaca Trump’ın “Önce Amerika”sı oportünist ve tutarsızlıklar içeren, siyasi güç sahibi olmak için kullandığı yegane aparatlardan biri olarak göze batıyor.

ABD’nin 7. Başkanı Andrew Jackson’dan kaynaklanan ve popülist, milliyetçi ve korumacı bir dış politika geleneği olan ve “her ne pahasına olursa olsun zafere” öncelik veren Jacksoncu militarizmden ilham aldığı anlaşılan Trump’ın ülkenin en üst makamında, dünyayı şiddet içeren, anarşik bir uluslararası sisteme doğru sürüklediği göremezden gelinebilir mi?

Sonuçta Trumpçı yeni dünya düzeni, sadece BM merkezli çok taraflılığa darbe indirmiyor, ABD’nin, en yakın müttefiklerini karşısına alarak, dünyadan daha fazla izole olmasına ve her imparatorluk gibi çöküşe doğru hızla ilerlemesine hizmet ediyor. BM’yi gözardı edip, etkinliğini azaltan, ABD’yi birçok uluslararası kuruluştan çeken ve çok taraflılığa karşı bir tutum sergileyen Trump’ın, sağ popülist ve oportünist kararlarıyla, yeni bir dünya savaşına zemin hazırlama riskleri de gözardı edilemez noktalara ilerliyor.

 

Yazar

- Advertisement -

Daha Fazla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler