0.2 C
New York kenti
Pazartesi, Şubat 2, 2026

2026 Küresel Riskler Raporu ve 2026 Dünya Eşitsizlik Raporu: Risk Faktörü Olarak Eşitsizlikler

Mutlaka Oku

Prof. Dr. Göknur Akçadağ-İstanbul Nişantaşı Üniversitesi-

Eşitsizlik uzun zamandır küresel ekonominin belirleyici bir özelliği olmuş durumda ancak 2025 yılına gelindiğinde acil müdahale gerektiren seviyelere ulaştığı çok sayıda veri seti ve rapor ile de kanıtlanmaktadır. Küreselleşmenin ve ekonomik büyümenin faydaları orantısız bir şekilde küçük bir azınlığa akarken, dünya nüfusunun büyük bir kısmı hala istikrarlı geçim kaynakları elde etmekte zorluk çekmektedir. Bu ayrımlar siyasi ve kurumsal tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkmakta ve artış göstermektedir. Bu araştırmada, iki ayrı güncel rapor üzerinden eşitsizlik faktörünün küresel açıdan durumu ve ortaya çıkan bulgular üzerinde durulacaktır.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) her yıl yayınlanan raporları, küresel risklerin mevcut durumunu ve bunların ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik kategorilerdeki kısa ve uzun vadeli etkilerini incelemektedir. Rapor aynı zamanda dünyanın kısa ve uzun vadede karşı karşıya olduğu ciddi riskleri belirleyen Küresel Risk Algısı Anketi’nin (GRPS) en son sonuçlarını paylaşmaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun Davos’ta yıllık toplantı öncesinde Forum, 2026 Küresel Riskler Raporu’nu da yayınladı.

Küresel Riskler Raporu 2026, karar vericilerin mevcut krizler ve uzun vadeli öncelikler arasında denge kurmalarına yardımcı olmak için küresel riskleri üç zaman dilimi üzerinden analiz etmektedir. Mevcut veya yakın vadede (2026’da), kısa ve orta vadede (2028’e kadar) ve uzun vadede (2036’ya kadar) riskleri incelemektedir.

Dünya çapında 1300’den fazla uzmandan elde edilen içgörüleri yakalayan bu yılki Küresel Risk Algısı Anketi’nin (GRPS) bulgularını sunmaktadır.  Rapora eşlik eden belgeler arasında bu yazıda da destekleyici olarak verilen raporun sonuçlarını gösteren bir dizi infografik görselleri de sunmaktadır.

Rapor, 2026’da karşı karşıya olduğumuz en çok birbiriyle ilişkili riskin eşitsizlik olduğunu ortaya koydu. Bu risk, birçok diğer zorluğun temelini oluşturuyor ve insanlara daha iyi yatırım yapmanın aciliyetini vurguluyor.

-2026 Raporu, yakın, orta ve uzun vadede dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük risklere ilişkin olarak yeni rekabet çağında jeopolitik ve ekonomik risklerin artış gösterdiğini ortaya koyuyor, iş birliğine dayalı olmaktan ziyade rekabetçi bir ortamın şekillenmesiyle ağırlıklı olarak olumsuz bir görünüm tanımlaması yapıyor.

-Jeoekonomik çatışma, önümüzdeki iki yıl içinde en büyük küresel risk olarak sıralamada yerini alırken, bu faktörü yanlış ve yanıltıcı bilgiler ve toplumsal kutuplaşma izliyor.

-Ekonomik riskler ise iki yıllık zaman diliminde tüm risk kategorileri arasında en keskin artışları göstermiş durumdadır. Ülkeler yüksek borç yükleriyle ve değişken piyasalarla karşı karşıya kalırken, ekonomik gerileme, yükselen enflasyon ve potansiyel varlık balonları konusunda endişeler artmaktadır.

-Rapora göre, jeoekonomik parçalanma ve toplumsal kutuplaşmanın daha da acil hale gelmesi nedeniyle aşırı hava olayları bu yıl sıralamada ikincilikten dördüncülüğe gerilemiş durumdadır.

-Kısa vadeli kaygılar, paylaşılan uzun vadeli küresel hedeflerin önüne geçerken, çevresel riskler iki yıllık zaman diliminde öncelik sıralamasında alt sıralarda yer almaktadır.

-Rapor, belirsizliğin zaten çalkantılı bir on yılın ikinci yarısının başlangıcında belirleyici tema olduğunu göstermektedir.

-Önümüzdeki on yılda en ciddi küresel riskler arasında aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile Dünya sistemlerinde kritik değişiklikler yer alıyor.

-GRPS anketine katılan liderlerin ve uzmanların %50’si önümüzdeki iki yıl içinde çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm öngörmektedir. Bu oran önümüzdeki 10 yıl içinde %57’ye yükselmektedir.

Figure : Current Global Risk Landscape

Rapor, eşitsizliğin önümüzdeki on yılda en çok birbirine bağlı küresel risk olarak yeniden tanımlanacağını ve vatandaşlar ile hükümet arasındaki sosyal sözleşme baskı altında zayıflarken diğer küresel riskleri körükleyeceğini vurgulamaktadır. Nitekim Forum’da yaptığı konuşmada Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, servet dağılımına ve giderek derinleşen ve büyüyen eşitsizliğe dikkat etmezsek gerçek bir sorunla karşı karşıya kalacağımız konusunda uyarıda bulundu. Liderleri, halkı çok dikkatli düşünmeye ve rakamların gösterdiği anlamda “sinyali gürültüden ayırmaya” çağırdı.

Raporun eşitsizlikler konusunda analizleri, yükselen toplumsal ve siyasi kutuplaşma, aşırı uç sosyal, kültürel ve siyasi hareketlerin kurumsal direnci ve kamu güvenini zorlamasıyla demokratik sistemler üzerindeki baskıyı yoğunlaştırdığını, “sokaklar ve elitler” anlatılarının giderek yaygınlaşmasının geleneksel yönetim yapılarına duyulan hayal kırıklığının derinleşmesini yansıttığını, vatandaşların siyasi karar alma süreçlerinden dışlanmış hissettiğini ve politika yapıcıların geçim kaynaklarında somut iyileştirmeler sağlayabileceğine dair giderek daha şüpheci hale gelindiğini vurgulanmaktadır. Eşitsizlik, GRPS katılımcıları tarafından ikinci yıl üst üste en çok bağlantılı küresel risk olarak seçilmiştir ve bu faktörü ekonomik durgunluk takip etmektedir. Servet az sayıda kişinin elinde yoğunlaşmaya devam ederken, yaşam maliyeti baskıları yüksek kalmaktadır. Bu durum kalıcı şeklinde ekonomilerin riskini artırmakta ve sosyal sözleşmeyi ve finansmanını sorgulamaktadır.

2026 toplantısında özellikle sağlık, konut, eğitim ve beceri geliştirme, yeniden beceri kazandırma gibi alanlarda insanlara parasal yatırım gerekli olduğunu, hızlı teknolojik ilerleme, pandemi sonrası insan refahının durumu, daha önce hiç olmadığı kadar tartışıldı.

WEF’in küratörü olan University College London (UCL) öncülüğünde artan eşitsizlikler konusunun risk faktörü olarak durumunu değerlendiren Dünya Ekonomik Forumu uzman ağından Prof. Henrietta L. Moore, Hannah Collins, University College London (UCL) Küresel Refah Enstitüsü’nden Rayhaan Lorgat ve Farah Khokhar görüşlerine göre, eşitsizliğin sebepleri arasında kontrolsüz kapitalizm, baş döndürücü teknolojik değişim, orantısız maaşlar ve yoğun finansal küreselleşme yer almaktadır. 1970’lerden bu yana neoliberalizmin ve her şeyin finansallaşmasının yarattığı sonuçlar ekonomik politika oluşturmanın demokratikleşmemesine yol açmıştır.  Eşitsizlik yalnızca gelirle ilgili değildir; sağlık, yaş, engellilik, cinsiyet, teknolojiye erişim, altyapı ve coğrafi konum açısından eşitsizlikler COVID-19 tarafından daha da artmıştır.  

Eşitsizliği azaltmak, ilerici vergilendirme ve ekonominin yalnızca piyasaların refahına değil, insan ve gezegenin refahına da hizmet edebileceği yollar hakkında geniş bir düşünce değişikliği gerektirir.

Dünya Eşitsizlik Veritabanı (WIR)

Dünyadaki tüm ülkeler için gelir (vergi öncesi ve vergi sonrası), servet ve cinsiyete göre iş geliri dağılımına ilişkin serileri içermekte olan Dünya Eşitsizlik Veritabanı tarafından hazırlanan “The World Inequality Report 2026 (WIR 2026)”, gelir, servet, cinsiyet, uluslararası finans, iklim sorumluluğu, vergilendirme ve siyaset alanlarında eşitsizliğin kapsamlı bir resmini sunmaktadır.

Rapor, eşitsizliğin ölçeğini ve nedenlerini anlama biçimini yeniden şekillendirmeye yardımcı olurken, küresel zenginlerin ayrılıkçılığını ve üst düzey vergi adaletine duyulan acil ihtiyacı ön plana çıkarmaktadır. Bulgular, ulusal parlamentolardan G20’ye kadar çeşitli forumlarda mali reform, servet vergisi ve yeniden dağıtım konularındaki ulusal ve uluslararası tartışmaları analiz etmektedir. 21. yüzyılı tanımlayan eşitsizliğin yeni boyutlarını incelerken iklim ve zenginlik, cinsiyet eşitsizlikleri, insan sermayesine eşitsiz erişim, küresel finans sisteminin asimetrileri ve demokratik siyaseti yeniden şekillendiren bölgesel bölünmeler gibi temalarla birlikte günümüzdeki eşitsizliğin gelir veya zenginlikle sınırlı olmadığını; ekonomik ve sosyal yaşamın her alanını etkilediğini ortaya koymaktadır.

Mesela insan sermayesine erişimdeki küresel eşitsizlikte geniş bir uçurum söz konusu. Sahra Altı Afrika’da çocuk başına ortalama eğitim harcaması yaklaşık 200 € iken, Avrupa’da 7.400 € ve Kuzey Amerika ve Okyanusya’da 9.000 €’dur. 1’e 40’tan fazla bir fark, yani kişi başına düşen GSYİH’deki farkın yaklaşık üç katıdır. Bu tür eşitsizlikler, nesiller boyunca yaşam şanslarını şekillendirerek, küresel servet hiyerarşilerini şiddetlendiren ve sürdüren bir fırsat coğrafyası oluşturmaktadır.

Rapor ayrıca iklim değişikliğine katkıların eşit olarak dağıtılmadığını da göstermektedir. Kamuoyu tartışmaları genellikle tüketimle ilişkili emisyonlara odaklanırken, yeni çalışmalar sermaye sahipliğinin emisyon eşitsizliğinde kritik bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Küresel olarak en zengin %10’luk kesim, özel sermaye sahipliğiyle ilişkili küresel emisyonların %77’sinden sorumludur ve bu da iklim krizinin servet yoğunlaşmasından ayrılamaz olduğunu vurgulamaktadır. Rapor, hem emisyonları hem de eşitsizliği besleyen finansal ve yatırım yapılarının hedefli bir şekilde yeniden düzenlenmesini gerektiğini ortaya koymaktadır.

Görünmez, ücretsiz emeği hesaba kattığımızda, cinsiyet eşitsizliği de oldukça farklı görünmektedir; bu emek orantısız bir şekilde kadınlar tarafından üstlenilmektedir. Ücretsiz ev içi ve bakım emeği de dahil edildiğinde, fark keskin bir şekilde genişlemektedir. Ortalama olarak, kadınlar hem ücretli hem de ücretsiz faaliyetler hesaba katıldığında, çalışma saati başına erkeklerin kazancının yalnızca %32’sini kazanmaktadır. Ücret ödenmeyen ev içi emeği hesaba katmadığımızda bu oran %61’e kıyasla daha yüksektir. Bu bulgular, yalnızca kalıcı ayrımcılığı değil, aynı zamanda toplumların emeği nasıl değerlendirdiği ve tahsis ettiği konusunda derin verimsizlikleri de ortaya koymaktadır.

  • Uluslararası düzeyde, WIR 2026, küresel finans sisteminin eşitsizliği nasıl pekiştirdiğini belgeliyor.
  • Zengin ekonomiler aşırı ayrıcalıktan yararlanmaya devam ediyor. Her yıl, küresel GSYİH’nin yaklaşık %1’i, sürekli yüksek getiriler ve zengin ülke yükümlülüklerine ilişkin daha düşük faiz ödemeleriyle ilişkili net yabancı gelir transferleri yoluyla daha fakir ülkelerden daha zengin ülkelere akıyor. Bu dinamiği tersine çevirmek, küresel eşitlik için güvenilir bir stratejinin merkezinde yer alıyor.
  • Son olarak, rapor ülkeler içindeki bölgesel bölünmelerin yükselişini vurguluyor. Birçok gelişmiş demokraside, büyük metropol merkezleri ile daha küçük yerleşim yerleri arasındaki bağlılıklardaki uçurumlar, bir yüzyılda görülmemiş seviyelere ulaştı. Kamu hizmetlerine, iş fırsatlarına ve ticaret şoklarına eşitsiz erişim, sosyal uyumu parçaladı ve yeniden dağıtım reformu için gerekli koalisyonları zayıflattı.
  • WIR 2026, çok sayıda yeni verinin yanı sıra, ekonomik, çevresel ve siyasi eşitsizliklerin nasıl kesiştiğini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır.
  • Bu eşitsizlikleri kökten çözmek için, ilerici vergilendirme, insan yeteneklerine yatırım, özel sermaye sahipliğine bağlı iklim sorumluluğu, güveni ve dayanışmayı yeniden inşa edebilecek kapsayıcı siyasi kurumlar aracılığıyla yenilenmiş küresel işbirliği çağrısında bulunmaktadır.

Bulgular net!

Eşitsizlik aşırı ve kalıcı olmaya devam ediyor, birbirini kesen ve güçlendiren çok boyutlu alanlarda kendini gösteriyor ve demokrasileri yeniden şekillendirerek koalisyonları parçalıyor ve siyasi uzlaşmayı aşındırıyor.

Ancak veriler aynı zamanda eşitsizliğin azaltılabileceğini de gösteriyor. Yeniden dağıtımcı transferler, aşamalı vergilendirme, insan sermayesine yatırım ve daha güçlü çalışan hakları gibi politikalar bazı bağlamlarda fark yaratmıştır.

Milyonerlere uygulanan asgari servet vergisi gibi öneriler, eğitim, sağlık ve iklim adaptasyonunu finanse etmek için harekete geçirilebilecek kaynakların ölçeğini göstermektedir. Eşitsizliği azaltmak sadece adaletle ilgili değil, aynı zamanda ekonomilerin dayanıklılığı, demokrasilerin istikrarı ve gezegenimizin yaşayabilirliği için de elzemdir.

Yazar

- Advertisement -

Daha Fazla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler