-9.8 C
New York kenti
Perşembe, Ocak 29, 2026

Trumpçı yeni dünya düzeniyle BM merkezli çok taraflılık yok mu oluyor?

Mutlaka Oku

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (TURKISH JOURNAL)- Selçuk Acar – Günümüzde ABD Başkanı Donald Trump’ın dominant rol oynadığı “Yeni Dünya Düzeni”, geleneksel 20. yüzyıl çok taraflılığının yerine, 2 Aralık 1823’te Başkan James Monroe tarafından ilan edilen, Avrupa sömürgeciliğini ve Batı Yarımküre’deki müdahaleyi reddeden, ABD dış politikasının temel taşlarından Monroe Doktrini’ni andıran, “Donroe Doktrini”yle adlandırılırken, Birleşmiş Milletler’in çok taraflılık ruhuna zıt 19. yüzyıl tarzı, ABD liderliğindeki ikili ilişkilere doğru bir kayma şeklinde karakterize ediliyor.

Ocak 2026’da başlangıçta BMGK’daki Gazze ateşkesine (BMGK Kararı 2803) odaklanmış olan Trump’ın Barış Kurulu (BoP) ise “Trumpçı bir dünya düzeni”nde BM bürokrasisine kıyasla daha hızlı ve etkili karar almayı hedefleyen, ABD ulusal çıkarları önceleyen geleneksel uluslararası kuruluşlara alternatif gibi değerlendirilse de Trump’ın yeni dünya düzeni kurma girişiminden öteye gitme şansı pek güçlü görünmüyor. Trump, kararlar üzerinde veto hakkı ve üyeleri görevden alma yetkisi de dahil olmak üzere geniş yürütme yetkisine sahip olarak BoP’ye başkanlık ederken, İsrail, Suudi Arabistan, Türkiye ve diğerleri de dahil olmak üzere 35 ülke katılmış bulunuyor. ABD’nin önde gelen müttefikleri, bunun Birleşmiş Milletler’i zayıflatacağından endişe duyarak isteksizliklerini dile getirdiler. BMGK’nın 5 daimi üyesinden ABD hariç hiçbir katılım sağlanamadı. 

Çok taraflılık, BM ve Filistin gerçeği

Merkezinde Barış Kurulunun olacağı görülen Trumpçı dünya düzeni, tüzüğüne bakıldığında kurul, BM ile birlikte çalışmakla görevlendirilmiş olsa da, geleneksel BM merkezli çok taraflılıktan uzaklaşmayı işaret etmektedir, BM referanslarını atladığı görülüyor. Bunun yerine,  yerleşik kurumsal normlar yerine doğrudan, işlemsel anlaşmaları vurgulayan “çoklu hizalanmayı” veya “pazarlık etmeyi” öne çıkarıyor.

Trump’la birlikte, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katıldığı, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen 56. yıllık Dünya Ekonomik Forumu kapsamında, küresel çatışmaları çözmeyi amaçlayan Barış Kurulu girişiminin tüzüğü imzalandı. 

Barış Kurulu’na hiçbir Filistinli’nin dahil edilmezken Trump, savaş suçlarından yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Başbakan Benjamin Netanyahu’ya yer vermesi haklı eleştirilerin başında geliyor. 

Barış Kurulu törenine katılan ve anlaşmaya imza atan kurucu üyeler arasında Türkiye ve ABD’yle birlikte Azerbaycan, Katar, Bulgaristan, Pakistan, Paraguay, Suudi Arabistan, Ermenistan, Endonezya, Kazakistan, Özbekistan, Moğolistan, Macaristan, Ürdün, Kosova, Birleşik Arap Emirlikleri bulunuyor. Fransa, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’daki ABD ve İsrail müttefikleri yer almıyor. Grönland ve gümrük politikaları da dahil olmak üzere Trump ile yaşadıkları, Beyaz Saray ile Avrupa arasındaki ilişkileri gerginleştiren anlaşmazlıklar nedeniyle listede bulunmadığı tahmin edilen bu ülkeler bu aşamada ABD şemsiyesi altına girmemiş oldular.

Eleştirmenlerin, BM’in anlamlı denetimini atlatma veya hatta dünya örgütüne özel bir alternatif olarak konumlanma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap vereceği bir ortamda faaliyet göstermeyi öngörüyor” olması eleştirileri haklı kılıyor.

Trump bu girişimiyle BM’ye alternatif oluşturduğu ileri sürülürken, kendisi ise  “BM ile muazzam bir potansiyel var ve bence Barış Kurulu’nun burada bulunan insanlarla birleşimi… dünya için çok, çok eşsiz bir şey olabilir,” açıklamasıyla bu iddiaya cevap vermiş oldu.

Trump aslında bu sözlerin benzerini benim de bulunduğum eylül ayındaki BM Genel Kurulu üst düzey görüşmeleri için BM’de bulunduğu gün, Genel Sekreter Guterres’le yaptığı görüşmede, BM kürsüsünden eleştirmesine rağmen Guterres başkanlığındaki BM heyetine de söyledi. Buradaki görüşmesinde Trump, BM’yle ilgili oldukça yapıcı olumlu ifadeler kullandı.

“Barış Kurulu”, ‘acil durum yetkileri’ de dahil olmak üzere Gazze üzerinde tam yasama, yürütme ve yargı kontrolünü üstlenecek ABD destekli bir yönetim otoritesinin yapısını detaylandırdırmaktan öteye Filistinlilere ne sağlayacaktır?

Birçoklarının BM’in anlamlı denetimini atlatma veya hatta bu meşru dünya örgütüne özel bir alternatif olarak konumlanma girişimi olarak nitelendirdiği kurul, yalnızca Trump’a hesap vereceği bir ortamda faaliyet göstermeyi öngörüyor” olması eleştirileri haklı kılıyor.

Emlakçı bir ABD Başkanı ve damadı Jared Kushner’in öncülüğünde, yüksek binalardan oluşan parıldayan bir Gazze Rivierası hayal eden kurul, New York’ta yakından şahit olduğumuz Türkçesi kentsel dönüşüm olan, İngilizcede “tarihsel olarak yatırım yapılmamış, düşük gelirli mahallelerin, daha varlıklı sakinlerin ve gayrimenkul yatırımlarının akınıyla daha yüksek değerli bölgelere dönüşmesi” anlamına gelen “gentrification” olmadığını kim garanti edebilir?

Tartışmalı Gazze vizyonunun gerçekleşmesi için bombalanan, binaları yerle bir edilen Filistinlilerin, acımasızca bölgeden sürülmeycekleri nasıl garanti edilecek?

Barış Kurulu’nun başkanlığını sürekli olarak Trump yapacak. Bölgede çok az deneyime sahip, hepsi soykırıma tam destek veren kişilerden oluşan yürütme kurulu üyeleri arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Özel Temsilci Steve Witkoff, emlakçı damat Kushner, dev alternatif varlık yönetim firması Apollo Global Management’ın CEO’su ve kurucu ortağı Wall Street milyarderlerinden Marc Rowan, eski ABD Başkan George W. Bush’un sahte gerekçelerle başlattığı Irak Savaşı’nın hararetli destekçisi eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Barış Kurulu’na hiçbir Filistinli’nin dahil edilmezken Trump, savaş suçlarından yargılanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Başbakan Benjamin Netanyahu’nun da yer alması, kurula olan güvensizliğin ana nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kurulla ilgili diğer dikkat çeken olgu da, Bulgar diplomat Nickolay Mladenov’un Gazze’nin “yüksek temsilcisi” olarak görev yapacak olması. Ancak kurulun danışmanları arasında, Yahudi yerleşimcilerle ittifak kuran ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın kurulmasında yer alan Haham Aryeh Lightstone’un olduğu da göze batıyor. Bu vakıfta, dört kümes hayvanı yem deposundan birkaç yiyecek kapmak için çabalayan 2 bin 600’den fazla çaresiz Filistinli vurularak öldürülmüş, en az 19 bin kişi yaralanmıştı.

Hamas’ı soykırıma kılıf olarak görmeye çalışan İsrail’in ateşkesin başlamasından bu yana 1000’den fazla ateşkes ihlali gerçekleştirdiğini ve yaklaşık 450 Filistinliyi öldürdüğü gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Burada şunun da altını çizmek gerekir ki, her şey Trump gelene kadar güzeldi diyemezken, soykırıma yeşil ışık yakan, önlemeyen sözde çok taraflılık yanlısı Biden’la BM ve tüm dünya bir insanlık krizine çoktan saplanmış olduğu unutulabilir mi?

Barış Kurulu ve ateşkes, Trump’ın Netanyahu’nun propaganda savaşını kaybettiğini farkettikten sonra oluşturulduğu gerçeğini da hatırlatmak gerek. Bölgede Filistinliler açlığa, soğuğa maruz bırakılırken, ilaçların girişine izin verilmiyor, hala soykırım devam ediyor. Hastanelerin yıkılmayan sağlam kalan kısımlarında, çocuklara anestezi olmadan ameliyat yapılıyor. Çünkü Gazze’ye anesteziye izin verilmiyor. Barış Kurulu’nun patronu Trump, bu konuda ne yaptı, ne yapıyor?

Uzun bir süre yakından takip ettiğim, Trump’ın yönetim anlayışı nedense, basitçe, üniversitede ilk öğrendiğim, insanın ekonomide temel bir teorik model olan, faydayı, serveti veya kârı en üst düzeye çıkarmak için sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden “homo ekonomikus” veya “ekonomik insan”la açıklanan yönünü hatırlasam da konunun başka psikolojik boyutlarının da olduğunu düşünüyorum.

Emlakçı Başkan ve damadı Kushner’in yüksek binalardan oluşan parıldayan bir “Gazze Rivierası” (Gazze Kıyısı) hayal eden kurul, sömürgecilerin her zamanki hayal ürünü olmadığını, tüm sömürge girişimlerinde olduğu gibi, yeni bir Gazze vizyonunun gerçekleşmesi için yerli halkın yerlerinden sürülmediğini görmek istiyoruz.

Trump’ın iş adamlığı döneminden kalma, zayıflara boğun eğdirme alışkanlığı, borcunu ödememe veya eksik ödeme vb alışkanlıkları dahil başkanlığı döneminde, bunu ABD’ye göre zayıf olan Kanada, Meksika, Venezuela ve Grönland’a boğun eğdirme denemeleriyle devam ettirmeye çalışması, birçokları tarafından yeni dünya düzeni olarak değerlendirilirken, mantığı, etiği ve kalıcılığı tartışılır 3 senesi kalmış çağdışı dayatmacı bir yönetim anlayışından ibaret olmadığını yaşayarak görmek gerekiyor. 

Yazar

- Advertisement -

Daha Fazla

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler