Geceyarısı Ekspres’in yazarı Hayes: ”Başıma gelen en kötü-en güzel şey Türkiye’de tutuklanmaktı”

NEW YORK – Selçuk Acar–  Türkiye’den ABD’ye esrar kaçırdığı sırada 1970 yılında ”Yeşilköy Havalimanı”nda yakalanmasıyla başlayan ve İmralı Cezaevi’nden kaçmasıyla devam eden maceralı hayatı, ”Midnight Express” (Geceyarısı Ekspresi) adlı Türkiye’yi karalayan filme uyarlanan Amerikalı yazar ve tiyatrocu Billy Hayes, yaptığı açıklamada dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ve filmin senaristi Oliver Stone’a ateş püskürdü.

Billy Hayes, Geceyarısı Ekspresi kitabını yazdıktan sonra hayatı, kitabıyla aynı isimli filme uyarlanan ve bugünlerde ”Riding the Midnight Express With Billy Hayes” (Billy Hayes’la Geceyarısı Ekspresi’nde Yolculuk) adlı tek kişilik tiyatro oyunuyla, Türkiye’deki hayat hikayesini New York’ta devam ettiriyor.

”Kitabımda olmayan ifadeleri filmde kullanıldılar”

Dönemin esrar satıcısı, bugünün yazar ve tiyatro sanatçısı Hayes, hayatının en önemli zenginliğini, Türkiye’deki kötü deneyimlerini Geceyarısı Ekspresi adlı kitabına aktarmasıyla yaşadı. Kitabının aynı isimli İngiliz-Amerikan yapımı Hollywood filminin gölgesinde kalan Hayes, filmde, kitabında yazmadığı ifadelerle Türkiye karşıtı karalamalara yer verilmesinden dolayı büyük üzüntü duyduğunu ifade etti. Fakat yazar, yayıncısıyla yaptığı anlaşma yüzünden müdahale edemediğini açıkladı.

Hayes, kitabının ününü aşan  yönetmenliğini Alan Parker’ın yaptığı 1978 yapımı filmde, kendisinin gerçek hayatında Türklere hakaret etmediği halde küfür eden biri olarak gösterildiğinden ve Türk gardiyanı öldürmediği halde katil olarak gösterilmesinden dolayı da büyük rahatsızlık duyduğunu ifade ederken, filmin senaristi Oliver Stone’a ateş püskürdü. Dönemin ABD Başkanı Nixon’a da kızgınlığını dile getiren Hayes, Nixon’un, tüm dünyada ”Uyuşturucyla Savaş” adıyla başlattığı uluslararası kampanya nedeniyle, Sağmalcılar Cezaevi’ndeki 4 yıl 2 aylık hapis cezasının, Ankara’dan gelen yeni bir kararla İmralı’da ”müebbet”e çevrilmesine neden olduğunu ifade etti.

Türkiye’de yaşadıkları hayatına yön verdi 

3 defa Türkiye’den götürdüğü esrarı Amerika’da satarak, kendi deyimiyle ”iyi para” kazanan Hayes, hayatının ”en şanslı ve en şansız anı”nı henüz 23 yaşındayken 4’üncü seferinde, ”Yeşilköy Havaalimanı”nda yakalanmasıyla yaşadı.

Cannes Film Festivali’nde gösterilen hayat hikayesini anlatan filmin galasında, bugünkü hayat arkadaşıyla tanışan Hayes eşiyle tanışmasıyla ilgili olarak şunları söyledi: ”32 yıldır evliyiz. Çocuğumuz yok ama mutlu bir çiftiz. Onunla Cannes Film Festivali’nde tanıştık, 1978’de, Geceyarısı Ekspresi filminin orada ilk gösterimi vardı. O da orada birisi için çalışıyordu. Başıma gelen en kötü ve en güzel şey Türkiye’de tutuklandıktan sonra oldu. İçerideki beş yılda ihtiyacım olan bazı ilginç şeyler öğrendim.”

Türkiye’de uzun süre hapis yatmasına ve olumsuz büyük maceralar yaşamasına rağmen, Türkiye’yi ve Türkleri seven, İstanbul’a gitmek için hala can attığına şahit olduğumuz Hayes, ”filmden duyduğu pişmanlıkla” ilgili soruya verdiği cevapta şunları kaydetti;

”Filmde iyi Türkler görmüyorsunuz ve öyle bir izlenim yaratıyor ki Türkiye korkunç bir yer, İstanbul korkunç bir yer, oraya gitmeyin. Tabii ki, bu doğru değil. İzmir’e gittim, muhteşem bir yer. Ben sadece hapishaneleri sevmedim. Gardiyanları sevmedim ve hukuk sistemini sevmedim. Fakat bu New York için de geçerli. New York’un da hapishanelerini, hukuk sistemini sevmiyorum. Fakat şehir ve halkı değil. Bunlar film tarafindan atılmış. Filmdeki imajlar, sinema çok güçlü bir araç olarak kullanılmış”.

Benim gençlik hayalim o şehre gitmekti diyen Hayes daha sonra; ”tabii ki bildiğiniz gibi üç kez İstanbul’dan New York’a haşhaş getirdim ve 4. seferde patladı. Fakat yakalanma olmadan İstanbul’u halihazırda çok sevmiştim. Filmde bazı iyi Türklerin de gösterilmesini isterdim. Demek istediğim, Geceyarısı Ekspresi sadece bir film fakat benim kitabım gerçekler üzerine ve benim yaşadıklarımı anlatıyor. Benim burada konuştuğum, ülkenin hapisaneleri en güzel imajları değil. Fakat bu her ülke için geçerli. ABD’deki hapishaneler iyi, oradakiler kötü diyemeyiz.” ifadesini kullandı.

Hayes, ”aradan uzun bir süre geçtikten sonra böyle bir performans yapma fikri nereden geldi” şeklindeki soruya verdiği yanıtta ise; ”40 yıldır bu hikayeyi anlatarak aslında bir şekilde bir performans yapıyordum aslında…” ifadesini kullandı.

Hayes, İmralı Cezaevi’nden kaçtıktan sonraki ise hikayesini ise şu şekilde anlatıyor:

”Kayıkla Mudanya’ya kaçtım. Mudanya’dan Bursa’ya ve daha sonra İstanbul’a gittim. İstanbul’da otelde kalan, bana Türkiye’den kaçmam için sahte belge düzenleyerek yardımcı olacak arkadaşımı aradım. Fakat bulamadım. Afganistan’a gittiğini söylediler. Daha sonra İstanbul’dan Edirne’ye gittim. Meriç nehrini yüzerek Yunanistan’a geçtim. Yunanistan’a geçersem beni Türkiye’ye asla geri göndermeyeceklerini biliyordum. Yunanlılar beni 12 gün hapiste tuttular, sonra ne yapacaklarını bilemediler. Sonunda, serbest bıraktılar. Oradan Amesterdam’a gittim ve özgür kaldım. ”

 Oyun, Avrupa ve Yeni Zelanda’da da gösterilecek 

Tek kişilik ”Billy Hayes’la Geceyarısı Ekspresi’nde Yolculuk” oyununu hapishanede öğrendiği Türkçesiyle ”Teşekkür ederim” sözleriyle  bitiren Hayes, oyununun ilk gösterimini Edinburgh Tiyatro Festivali’nde gerçekleştirdi. Hayes performansını, New York’un ardınan Yeni Zelanda ve Avrupa’nın bir çok şehrinde daha sahnelemeyi planlıyor.

2007 yılında, Türkiye’ye Emniyet Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği Uluslararası Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı’na davetli olarak gitmesine rağmen Hayes, performansının Türkiye’de sergilenmesiyle ilgili soruya verdiği cevapta ise, bu konuda hala çekinceleri bulunduğunu ifade etti.

 

 

, , , , , , , ,

Leave a Reply

Your email address will not be published.