Filistin, Sadece ABD İç Siyasetinin mi Kurbanı?

ABD’deki 2012 Başkanlık seçimi çerçevesinde, Cumhuriyetçi Parti’nin kendi adayını belirlemek için yaptığı demokratik ön seçim yarışı, Güney Carolina’dan sonra siyasi olarak pek de hoş olmayan kulvara kaydı. Eski Temsilciler Başkanı Newt Gingrich’in kazanmasının hemen ardından, adayların Başkan Barack Obama’ya yüklenmekten vazgeçip, kampanyalarını birbirlerine kişisel saldırılar şekline çevirdiklerine şahit oluyoruz.

Cumhuriyetçilerin ön seçim maratonuna paralel, Demokrat cephesinde de, Obama’nın bugün ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında, populist açıklamalar yapması bekleniyor. Tıpkı Demokratların çoğunluğunun beklediği ve hoşuna giden “aktivist devlet”i adeta uygularcasına, Kanada’dan gelen ve ABD’yi bir uçtan öbür uca geçecek olan doğalgaz boru hattına izin vermemesinde olduğu gibi…

Başkan Obama’dan, ilerleyen günlerde, bu ve bunun gibi bir dizi daha uygulama beklenirken, diplomatları yoluyla da, siyasete ve etnik gruplardan aldığı desteği yeniden kazanma mücadelesine girdiğini görüyoruz.

Kısaca, Cumhuriyetçilerin kendi içindeki adaylık yarışında işi birbirilerine saldırıya dönüştürdükleri şu günlerde, Başkan dışında, Demokratlar’ın etkili ve yetkili isimlerinde de, etnik grupların etkinliklerine katılıp, onların hoşuna giden laflar yapıp, desteklerini alma girişimleri her geçen gün artmaya başladı.

Başkan Obama’nın en favori diplomatlarından olan hatta Hillary Clinton olmasaydı, Condoleezza Rice’tan sonra ABD Dışişleri’nin 2. Rice’i olma ihtimali yüksek olan BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Susan Rice, bugün ABD’deki en etkin Amerikan Yahudi kuruluşu olan Amerikan Yahudi Komitesi’nin (AJC) New York’taki bir toplantısında salonda bulunanalara hitaben yaptığı konuşmada, İsrail ile ABD’nin diplomatik dayanışmasına değinerek, Filisitin’in devlet olma yolunda, BM’de zor durumda olduğunu ve kimsenin Filistinlilerin ne yapmak istediklerinden emin olmadığını ifade etti.

Diplomaside Sudan uzmanı olarak da bilinen kudretli diplomat Büyükelçi Rice, Yahudi toplumunun Obama’ya desteğinin devamını istercesine, Filistin’in BM’de, İsrail’in ve ABD yönetiminin güçlü muhalefeti sonucunda, fazla yol alamadığına, artık ortamın Filisitin için elverişli olmadığına değindi.

Rice konuşmasında; “BM Güvenlik Konseyi dinamiklerinin Filistin’in BM üyeliğinden yana olmadığını” ifade ederken, Filistin’in geçen Eylül ayında Güvenlik Konseyi’ne BM’ye tam üye olmak için başvurduğunu, ancak Konsey’deki ilgili komitenin bu konuda anlaşmaya varamadığını dile getirdi.

Büyükelçi Rice’nin, 1 Ocak 2012 ile yeni geçici üyelere kavuşan Konsey’in yeni yapısının Filistin konusunu etki yapacak noktada olmadığını belirterek, “Bu konuda öyle durumdayız ki, geçen senekiyle aynıyız, hatta daha iyi bir konumdayız” diye konuşarak, adeta İsrail destekçisi Yahudi toplumunu rahatlatmaya çalıştı.

Bilindiği üzere, Konsey’den bir kararın çıkması için 9 üyenin oyuyla birlikte hiç bir daimi üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) veto etmemesi gerekiyor. Edinilen bilgiye göre, şu ana kadar Konsey’e yeni üye olarak Azerbaycan’ın da gelmesine rağmen ve Filistin’in 9 oya zar-zor ulaştığını kabul etesek de, ABD’nin vetosuyla, Filistin’in istediği kararın geçmesinin imkansız göründüğünü, BM’nin etkili diplomatının da böyle düşündüğünü aktarabilirim.

Bunun en azından, ABD’deki Başkanlık seçimi sonuçlanana kadar bu şekilde olması bekleniyor.

En önemli diplomatı böyle konuşan seçim arefesindeki bir ABD Başkanı’ndan Filistin’le ilgili alacağı tavır konusunda başka ne bekleyebilirsiniz? Herşey gayet açık ve net değil mi?

Peki ya Demokratlar böyle düşünürse, daha muahazakar olan, Obama yönetimini dünya toplumlarına daha yakın olmakla suçlayan ve İsrail’e etkili destekte bulunmadığı eleştirilerinde bulunan Cumhuriyetçiler ne yapar zannediyorsunuz? Şüphesiz tüm halleriyle bu açıdan baktığınızda durum, daha da vahim gözüküyor.

Öte yandan, Filistin’in en büyük yanlışı belki de oyuna gelişi, ilk olarak BM Genel Kurulu’na başvurmaması oldu. Çünkü destek konusundaki nabız yoklamalarında 140’a yakın ülkenin desteğine sahipken ve BM Genel Kurulu’na başvuracağı beklenirken, ne olduysa oldu, Filistin yönetimi karar değiştirip Güvenlik Konseyi’ne başvurması yüzünden bugün bu konuda Büyükelçi Rice’ın dediği gibi “Filistin’in tanınma durumu, geçen senekiyle aynı noktada” kalmış oldu.

Diyebilirsiniz ki; Filistin kararı, BM Genel Kurulu’ndan geçse bile Güvenlik Konseyi’ne takılacaktı. Doğrudur. Ancak ilk başvuruyu Güvenlik Konseyi’ne değil de, dünya liderleri ve medyasının New York’ta toplandığı Eylül ayında BM Genel Kurulu’na yaparak, arkasına 140 civarında ülkenin garanti “evet”ine, “hayır” denmesinin, iddia edildiği gibi hiç de o kadar hayırlı olmadığını görüyoruz. Filistin bugün, üyelik talebini Genel Kurul’dan geçirterek, daha fazla bir yol ve bu yolda daha fazla güç kazanmış olacaktı. En azından BM Güvenlik Konseyi’nin komisyonunda bekleyen, çıkması imkansız bir karar yerine, 140 ülkenin desteğinin alınarak, henüz “devlet binası”nın yapımına ruhsat verilmese de, temel şimdiden sağlama alınmış olacaktı. Böylelikle de, tüm dünyanın gözü önünde en doğal hakkın verilmemesinin mimarlarının eli, doğal olarak zayıflayacaktı. Hatta 193 devletli Genel Kurul’un 140’ının desteğiyle gelen kararı, Konsey’e gizli bir baskı unusuru olmayacak mıydı? Oysa şimdi; “önce Güvenlik Konseyi’ne başvurma” teamülü yüzünden, Büyükelçi Rice’ın da isteği doğrultusunda, Filistin BM’de adeta yerinde sayıyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published.