KAPSAYICI TOPLUM NASIL OLUŞUR? “Kadınlar ve kız çocukları için bilimde ve sosyo-ekonomik kalkınmada eşitliği hedeflemek”

Doç.Dr. Göknur AKÇADAĞ, Nişantaşı Üniversitesi-İstanbul- Önyargılar eşitliğe karşı durmaya devam ettikçe, Dünya’nın pek çok yerinde kadınlara ve kız çocuklarına dönük eşitsizlik ve ayrımcılık devam etmektedir. Pek çok ülkede önemli bir endişe sadece okula giden kızların sayısıyla sınırlı değil, aynı zamanda mevcut sınırlı eğitim yollarında da sınırlamalar bulunmaktadır. UNESCO’nun Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematikte Kızların ve Kadınların Eğitimi raporuna göre, kadın öğrenciler, dünya genelinde yüksek öğretim düzeyinde STEM ile ilgili çalışma alanlarına kaydolan tüm öğrencilerin yalnızca% 35’ini temsil etmektedir.

UNESCO’ya göre, Dördüncü Sanayi Devrimi’ne yön veren teknolojik alanların çoğunda, kadınlar mühendislik mezunlarının yalnızca % 28’ini ve bilgisayar bilimi ve bilişim mezunlarının % 40’ını oluşturuyor. Geleneksel cinsiyet önyargılarını sürdürmesini önlemek için, kadınların dijital ekonominin bir parçası olması gerektiği anlaşılıyor.

Cinsiyet rolleri, önyargılar ve cinsiyet kalıp yargıları bu durumu nasıl yaratıyor, neden hala 21. Yüzyılda yeterince ilerleme sağlanamıyor ? Pek çok alanda ayrımcılığı ortaya koyan raporlar ilginç sonuçlar ortaya koymaktadır. BM Kalkınma Programı’nın Dünya nüfusunun % 80’inden fazlasını kapsayan 75 ülkeden derlenen verilerle hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Sosyal Normlar Endeksi’ne göre, dünya nüfusunun % 90’ının kadınlara karşı bir tür ön yargısı bulunuyor. Bu önyargılardan bir kısmı kız çocuklarını ve kadınları eğitimden, bilimden, çalışma hayatında mesleklerin bir kısmından uzak tutma önyargıları oluşturmaktadır. Toplumsal cinsiyet önyargıları, kalıpyargılar ve  cinsiyet ayrımcılığı, genç kuşakları etkilemektedir.

Eurostat’a göre bütün gelişmelere rağmen toplumsal cinsiyet farkı genişlemekte, çeşitli değerlerde negatif eğilim görülmektedir. Negatifliğin  oluşmasındaki sebepler arasında, eğitimdeki ve işgücü piyasasındaki eşitsizliklerin artması gösterilmektedir.  

Çeşitli raporlar, kız çocukların yetiştirilirken potansiyellerinin sınırlandırıldığına işaret etmektedir. Fawcett Society’nin raporu, toplumsal kalıpların hem kız hem de erkek çocukların potansiyellerini önemli ölçüde sınırladığını ortaya koymaktadır. Raporda, cinsiyet beklentilerinin çocukların potansiyellerini önemli ölçüde sınırlandırdığına, kızlarda öz saygı düşüklüğü oluştururken erkeklerde de daha zayıf okuma becerileri gibi sorunlara sebep olduğuna dikkat çekilmektedir. Kalıplaşmış varsayımların kariyer seçimlerini önemli ölçüde sınırlayarak cinsiyetler arası ücret farkına sebep olduğu raporun bir diğer önemli sonucu.   Rapor, ebeveynlerin % 74’ü erkek ve kız çocuklarının farklı muamele gördüğünü, % 60’ı ise bunun olumsuz etkileri olduğunu söylemektedir. Ebeveynlere gelecekte çocuklarını hangi işlerde çalışırken gördükleri sorulduğunda, kız çocuklarının hemşire veya bakım işinde çalışabileceğini düşünenlerin sayısı, erkek çocukları için böyle düşünenlere göre üç kat fazla.

Kadınların ve kız çocuklarının bilim, teknoloji ve inovasyon alanında güçlenmesi, cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma için önemli olup, bunu sağlamak için gösterilen çabalardan birisi, 11 Şubat’ta Uluslararası Bilimde Kız Çocukları ve Kadınlar Günü Kutlamasının yapılması ve konuya dikkat çekilmesidir.  Kadınların ve kız çocuklarının bilimdeki rollerini artırmak, STEM  eğitimi ve araştırma faaliyetlerine her seviyeden katılımı teşvik etmek amacıyla, kadınların bilim alanında tam ve eşit şartlarda yer almasını destekleyen kurumlarla sivil toplum kuruluşlarının katkıları ve Birleşmiş Milletler ile cinsiyet eşitliğine küresel öncelik veren UNESCO’nun çabalarıyla ortaya çıkmıştır. 

Bilimde kadınların ve kız çocuklarının eğitimde ulaşılabilecek en yüksek standartlara ve eşit iş imkânlarına ulaşmaları, karar almaları ve gençleri desteklemek, teknoloji sektöründe cinsiyetler arasındaki farkı azaltmak için çalışmalar yapmak, kamuoyunun söz konusu sorunlar hakkında bilinçlendirilmesini sağlamak, Birleşmiş Milletler’in 2030 Kalkınma Gündemi’nde hayal edilen kapsayıcı dünyanın gerçekleştirilmesi için kadınların bilime, karar alma mekanizmasına her seviyede dahil olması her aşamada izlenmesi gereken stratejiler. 

Bilimde, teknolojide ve inovasyonda sosyo-ekonomik sürdürülebilir kalkınma için eşitlik sağlanması, eğitim ve bilimde gelişmenin küresel programlarla desteklenmesi ile sorunlar aşılabilir ve değişimin etkisini görmeye başlayabiliriz. 

UN Women’ın “sadece hayal gücümüzde var ama hepimizin inşa etmeyi arzuladığı bir yer olarak tanımladığı Equiterra”, herkesin özgürce seyahat edebildiği, düşüncelerini ifade edebildiği ütopik bir ülke. Kız ve oğlan çocuklarının eğitime eşit şekilde katılım gösterdiği, kadın ve erkeklerin iş yerlerinde, yönetimde ve hayatın tüm mecralarında eşit temsil edildiği ve fırsatlardan eşit şekilde faydalandığı bir ülke. Ülkede herkes birbirinin fikir, inanç, kültür ve geçmişine saygı gösteriyor. Equiterra’da önyargılara, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe yer yok. Herkes kapsayıcı bir toplum yaratılmasına katkıda bulunuyor. Önyargılar, toplumsal cinsiyete dayalı kalıp yargılar ve toplumsal cinsiyet eşitliğine zarar veren fikir ve davranışlar, dönüştürülerek toplumsal cinsiyet eşitliğine katkıda bulunan pratiklerle değiştiriliyor. Ütopik olmaktan çıkan, herkesin kapsayıcı bir toplumun üyesi olduğu gerçek hayata ulaşmada çok taraflı çaba gerekiyor.

Ütopik derken, Margaret Atwood’un bir romanı üzerinden konuya baktığımızda, kadınların ne yapması, hangi mesleğe yönelmesi vd konularında kalıp yargıları, kadınların çalışma hayatı, eğitim ve bilimde yer alışında değişimi sorguladığımızda, Dünya’da hala yolunda gitmeyen pek çok şeyin olduğunu görmekteyiz. Margaret Atwood’un etkileyici bir manifesto niteliği taşıyan 1969 tarihli ilk romanı ‘Evlenilecek Kadın’ kitabında, toplumun kadın üzerindeki  yönlendirici baskısı, kalıp yargılar ile tanımlanan kadın davranışları, ideal olanın ne olduğuna karar verilmiş olgular üzerinden yapılan seçimler sorgulanırken, kitapta toplumdaki kadınlık rollerine yüklenen beklentilerin değiştirilmesi düşüncesinin yerine, arkadaşı Joe’nun söylediği “Belki kadınların üniversiteye gitmelerine izin verilmemeli. Böylece sonradan, düşünen kafalar olarak hayatta neler kaçırdıklarını hissetmezler” cümlesi, günümüze kadar gelen sorunu o yıllarda tarif ediyor. 

O yıllarda üniversite bitirmiş genç kadınların seçenekleri sınırlı olduğunu, kariyerinde ilerleyemediklerini, iş yaşamından kurtulmak için kurtuluş yolu olarak evlilik düşündüklerini  anlatan romanda, kadınlardan yüksek topuklu ayakkabılar giymelerinin beklendiği, belirgin bir sınıfsal ve sosyal statü ayrışmasının ve cinsiyete yönelik bir ayrışmanın görüldüğü, en alt katta işçiler, orta katta daktilolarının başında araştırma sonuçlarını işleyen kadınlar, üst katta ise karar alıcı erkekler çalıştığı bir iş ortamının anlatıldığını görmekteyiz. (M. Sever, “Döngüsel bir zamanda, dönüşümün hikâyesi: Evlenilecek Kadın”)

Umudumuz eğitimde, bilimde kadınların ve kız çocuklarının daha güçlü olabileceği, çocukların kız çocuğu, erkek çocuğu diye ayrım yapılmadığı, kendini geliştirme fırsatının verildiği koşulları görebilmek. Bu gündem etrafında, kadınların bilimde oynadığı rolü ve bilimin bütün alanlarına yönelimi teşvik etmek, bilimin sosyo-ekonomik faydaları konusunda farkındalığı artırmak kritik önemde olacaktır.

Recommended Articles

Leave a Reply

Your email address will not be published.