ABD’de Cadılar Bayramı, “Halloween”

NEW YORK (TURKISH JOURNAL)  – Juliet İnan – Elimde bir mektup, kapımı çalan çocukların neşe dolu sesleriyle irkilen ben… Zayıf bedenim, güçlü zihnimle satır aralarından çıkmaya çalışırken, kimbilir kaç kez okumuştum sayfaları yıpranmış, harfleri solmuş, yılgın bu mektubu. Geçmişi elimde tutuyor gibiyim. Yıllar sonra, aynı mektubun okunacağını umut ederek, genlerimi taşıyanları hayal etmeye çalışıyorum. Muhtemelen, şekil değiştirmiş gelenek dediklerimize sıkı sıkı bağlı, geçmişi anan, geleceğe gülümseyen gelecek nesilleri…

Serin havanın yüzüme çarptığı şamarı önemsemeden, dağıtıyorum şekerleri, kapıma gelen ‘’şaka mı, şeker mi?’’ diyen, boy boy, renk renk neşeli çocuklara. Tek istekleri şekerlere ulaşmak olanları alıkoyup, cadılar bayramının (Halloween) nasıl doğduğunu anlatmak istiyorum! Mümkün olmadığını bilerek, kapattığım kapının ‘tak’ sesiyle, ilerliyorum masama. Ve kendi el yazımla, yıpranıp, solacak bir mektup da ben yazıyorum.

‘Halloween’de maske takmak, yüzyıllar önce başlatılmış bir gelenek. Maskeler arkasına gizlenen bizler, kapı kapı dolaşıp dörtlükler okur, şarkılar söylerdik. Ev sahiplerin verdikleriyle mutlu olurduk. Turpları oyup, fener yapmaya çalışan bizler, parmaklarımızı acıttıkça, zamanla Kuzey Amerika’daki çocukların yaptıkları gibi, bal kabaklarından fenerler yapmaya başladık. Çünkü kabaklar, yumuşak, kolayca oyup şekil verebildiğimiz meyvelerdi. Kapı önlerine konan bal kabakları, mısırlar ve korkuluklar, kötü ruhları korkuttuğu için, kendimizi güvende ve güçlü hissederdik. Açık havada yakılan ateş etrafında toplanmak ve kehanetleri dinlemek, hepimizin yarı korku yarı arzu ile beklediği festival zamanlarıydı. En güzel ve en korkunç rüyalarımın yorumlarını o gece dinlerdim. Elmalar ve fındıklar, evlilik ve ölüm ile ilgili kehanetlerde kullanılan vazgeçilmezlerdi. Bizim için, ateş etrafında oturup, oyunlar oynamak, sabırsızca beklediğimiz tarif edilemez bir keyifti. 31 Ekim geldiğinde, yaza veda, kışa merhaba deme vakti geldiğini bilirdik.

Halloween, aynı zamanda misafirperverliğimizi gösterebildiğimiz bir festivaldi. O gün ruhlar ve periler, kolaylıkla, maddesel dünyaya gelebilirler ve aktif olabilirler. Ailelerimiz, senede bir defa gelen ruhları, beslemek için yiyecek ve içecekleri evlerin dışına bırakarak, hem onlara misafirperver- liğini gösterirler, hem de kötü ruhları yuvalarından uzak tutmuş olurlardı. Mumlar yakarak aramızdan ayrılanlar için dualar etmek, yiyip içip, oyunlar oynamak her İrlandalı’nın yapmaktan keyif aldığı bir gelenektir. Atalarım, Hristiyanlığı kabul etmeden önce de bu geleneği yerine getirirlerdi.’’

Elimde geçmişimi taşıyan sözcüklerim ile, bilgisayar önünde saatlerini geçiren gençleri düşündüm. Google duruken okunur mu mektuplar? Bir tuş uzaklığında sıralanmış bilgiler: ‘1745 yılında ilk kez kullanılan Halloween kelimesi ile eski İrlanda geleneği günümüze dek gelmiş. ‘Hallow’s Eve or All Saint’s Eve’Anlamı tüm kutsalların anıldığı, Azizler gününün arifesi olan Halloween, Musevilik, Islamiyet ve Hinduizm’in karşı çıktığı bir festival. Hristiyanlık temeline dayanmakla beraber, bazı kiliseler tarafından da kabul edilmemektedir. Kostüm giyip, şakalar yapmak, 20.yüzyılda, önce İngiltere’ye, ardından tüm dünyaya yayıldı.’ Bilgiler taşırlar mı festival ruhunu derken… 

Bir sessizlik çöktü, kendi sesiyle sohbet eden kadının evine. Evin odaları sessiz, dili sessiz, bedeni sessiz… Yerde, derin bir uykuya dalmış kalem sessiz, son noktası konmuş bir mektup …

Yanında bitiveren bir minik el! Okurken defalarca, o da bırakacak yazılanları, diğer minik avuçlara. İnsanlar geçerken diğer hayata, bırakırlar gelenekleri kendinden sonraki kuşaklara. Mektup, bilgisayar, hayal gücü,… Her ne şekilde olursa olsun aktarılanlar, değişmeyen tek şey ‘şaka mı, şeker mi?’ çocuk bağrışlarında…  Happy Halloween!

   

,

Leave a Reply

Your email address will not be published.