İstanbul’da, Green Flower Street sergisi

Barcelona merkezli Tatiana Kourochkina Galeria d’Art, Ariel Roger-Paris kuratörlüğünde gerçekleştirilen “Green Flower Street” isimli sergisini duyurmaktan memnuniyet duyar. Sergi 13. İstanbul Bienali açılışı ile aynı zamanda, 12 Eylül 2013 Perşembe akşamı açılacak, 12 Kasım 2013’e kadar devam edecektir.

Donald Fagen’in aynı ismi de taşıyan şarkısı Green Flower Street, ilk bakışta kendi aralarında uyumlu bir dil oluşturmadığı gözlemlenen eserleri izleyiciyle buluşturur. Ancak biraz daha yakından bakıldığında bugünkü dünyanın bazı toplumların içsel kopuşlarıyla birlikte aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösteren siyasi bir çağrışım barındırmaktadır. Bu yaklaşım izleyiciyi de iki farklı düşünceye yönlendirir; bir tarafta siyasi, insanı, sosyal ve çevreye dair yönleri ile içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar kırılgan olduğu, diğer bir tarafta ise bütün sorunlara ve zorluklara rağmen çelişkili bir şekilde bu dünyanın nasıl parçalanmadığı. İstikrarsız olsa da dünya her zaman dengede durmaktadır.

Sergi fotoğrafçılıktan heykele, video yerleştirmeye, dijital teknolojiden resme geniş bir yelpazede ilgi ve teknik ile çalışmalarını gerçekleştiren ve farklı kuşaklardan oluşan bir grup sanatçının eserlerinden oluşmaktadır.

Daniel Lergon’un resimleri Berlin’deki Üniversität der Kunste’de profesörü Lothar Baumgarten ile eğitimine başladığından beri ışık ve malzeme ararsındaki diyaloğu keşfetmesiyle ilgilidir. Bu keşfin sürecine dayalı olarak Lergon’un eserleri, ışığın ve yüzeyin etkileşiminden gelişerek eşsiz bir resim kalitesi ortaya çıkarır. Çalışmalarında Lergon bazı bilimsel altmetinler ve optik arkaplanlarla gizemli dile sahip resimleri bir araya getirir. Ortaya çıkan sonuç bu ikilemler arasında gidip gelmektedir ki bu da sanatçının üretiminin belirgin olan bir yanıdır.

Arap Baharı’ndan etkilenen Pietro Ruffo büyük ölçekli yerleştirmesi ‘Liberty House’ ile işgal ettiğimiz alanı genişletmenin yollarını araştırmaktadır. Ruffo’nun çalışmaları, sosyal ve ahlaki kaygılarını aynı zamanda belirli etik konulardaki durusunu yansıtır. Evin içerisindeki duvarlara sanatçı büyük bir beceri ile izleyiciyi hayallere daldıran geniş bir orman çizmiştir. Duvarlardan bir tanesine Lübnanlı şair Khalil Gibran’ın ‘Özgürlük’ isimli şiirinden bir satır göze çarpmaktadır:

“Diyelim ki, kendisinden kurtulmak istediğiniz bir despot var, ilkin onun içinizde kurmuş olduğu saltanatı yıkmanız gerekir.”. Bütün ev Gibran’ın şiiriyle örtülmüştür.

Nathaniel Robinson’a ait gündelik yaşam nesneleri sanki bütün bir halkın göçü sonrası terk edilerek fosilleşmeye bırakılmış gibi sabit durmaktadır. Bilgi ve algı, iç ve dış arasındaki farklılıklar bu işlerin esas noktasını oluşturur, eğlenceli bir biçimde eserlerin rezonsanlarını yönetir. Eserlerin ve yerleştirmelerin ölçü, durum, içerik ve anlam bakımından bitişik halleri ile içsel bağlantıları  kimliğin sabit olmaktan çok değişken olduğunu bizlere gösterir.

Dünyada ilk kez görme engellilerin de gezebileceği bir sergi konsepti ile sanatseverlerin karşısına çıkan İsmail Acar görme engellilerin karanlık dünyalarından yola çıkarak onları engelli olmayan sanatsever ve bir sergi izleyicisi olarak konumlandırıyor. Beş duyu konsepti ile adlandırdığı sergilemelerde bir anlamda görenlerin dünyası ile görmeyenlerin dünyasını karşılaştırıyor. İsmail Acar, Siyah Oda ve Beyaz Oda temalarıyla iki ayrı dünyayı bir düzleme taşıyor.

Sergide de görüldüğü gibi bütün bu istikrarsızlıklarıyla dünya daha da kırılgan bir hale gelmektir, yönetilmesi zorlaşır; ancak eğilir fakat kırılmaz…

Sanatçılar:  İSMAİL ACAR, MARK ALEXANDER, McARTHUR BINION, JULIA DAULT, ANNA FRANCESCHINI, KIM HIORTHØY, MARI ITO, PETER LAPSLEY, DANIEL LERGON, NATHANIEL ROBINSON, GIACOMO SANTIAGO ROGADO, PIETRO RUFFO, ROWAN SMITH, MORGANE TSCHIEMBER, REBECCA TURNER, ALEX VERHAEST, AIDS 3D.

(Kaynak: ArtFullLiving.com, http://www.artfulliving.com.tr/gundemdetay/1274)

 

,

Leave a Reply

Your email address will not be published.