Published On: Sat, May 18th, 2013

Su yüzündeki Suriye gerçeği

Selçuk Acar, WASHINGTON

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretinde, sadece Suriye konusunu ele aldığımızda, Türkiye’nin tam olarak tatmin olduğunu söyleyememiz mümkün görünmüyor. Açıkcası; ”Kimyasal silahın kullanılması kırmızı çizgidir” diyen Başkan Barack Obama’nın da, Suriye konusunda elinin güçlü olmadığı gerçeği ortada. Özellikle ziyaret döneminde gündeme damgasını vuran, Bingazi, AP ve IRS krizleri iç siyasette, Obama’nın askeri bir operasyonu ABD kamuoyuna satma imkanın ne kadar güç olduğuna işaret etti. Zaten Obama’nın, askerlerin sahada olmadığı ve Kongre’de en hızla büyüyen lobiye sahip insansız hava araçları ”drone”ları bir kenera bırakacak olursak, askeri operasyonlara, karşı çıkan görüşü de, aşikar. Ayrıca gerek John McCain gibi bölgeyle yakından ilgili gedikli Cumhuriyetçiler olsun, gerek, ‘ağbi’ pozisyonundaki Bill Clinton gibi Demokratların da müdehale yerine muhaliflere silah vb destekten yanalar. Tıpkı Libya’da şahit olduğumuz gibi…
Kanımca, Türk heyetinin Washington’a gelirken, oynanan uluslararası diplomatik satrançta; Mavi Marmara’yla kanlı-bıçaklı hale gelinen İsrail’le, Türkiye’yi müttefik konumuna sokan Suriye’nin, köklü tarihi, kültürel ve dini yapısı ve coğrafik konumunun dışında, hiçbir ekonomik zenginliği bulunmayan ”piyon” pozisyonu üzerinden, Şah konumundaki İran’a karşı oyandığı iddiasına karşı tavrını ne kadar belirlemiş olduğu, ikili görüşmelerin sonuca etki yapabilecek ayrıca önemli bir konuydu. ABD’nin sırf bu nedenle, Rusya’ya boyun eğmiş olabileceği iddiaları kadar, Obama yönetiminin Afganistan, Pakistan ve bu bölgelerde Rusya’ya ihtiyacı yüzünden, bu ülkeyle ilişkilere verdiği önemi, Türk Dışişlerinin iyi okumuş olduğunu umuyoruz.

Türkiye’nin Suriye bakışıyla, ABD’nin Suriye bakışının, ABD’ye teyit ettirilen Esed’in gitmesi, muhaliflerin desteklenmesi ve bilgi paylaşımında ABD’yle hem fikir olunması dışında, bazı farklılar gösterdiğini kabul etmek ve bu konuda Türkiye’nin görüşleri dışında gelişen bir takım dengelerin olduğunu görmek zorundayız. Bu konudaki en alıcı nokta ise, Esed rejiminin Kaddafi gibi askeri operasyonla yıkılması konusunda, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton döneminde dillendirdiğim, Rusya’nin görüşünü benimseyip, Rusya’yla hemfikir olmak zorunda kaldığı görüntüsünün daha aylar öncesinden verildiğidir.

Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti ayrıca, BM’nin Suriye konusunda çıkarabildiği kararda da olduğu gibi, Suriye’de uzun soluklulu bir çözüm olan ”siyasi geçiş süreci”nde, Türkiye’nin bazı ülkeleri ikna etme rolünü üstlenmesine neden oldu.

Suriye’deki krize çözümde; gerek Obama’nın ”kırmızı çizgi” açıklamasının, gerek Erdoğan’ın ”ipe un serme” sözlerine nispet eden ”Cenevre süreci”ne kalındığını gördük. Hatta ilerde bu 2. Cenevre’nin de bizzat Rusya tarafından sürüncemede bırakılması dahi sözkonusu. ABD ve Türkiye’nin, bilgi paylaşımı, muhaliflere destek verme ve Esed’in gitmesi konusunda, BM Güvenlik Konseyi’nde O’nun arkasında duran Rusya ve Çin’in de sürece dahil edilmesi gerçeğiyle yüzleştiği ortaya çıktı. Bu yüzden de, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Katar, Sudi Arabistan, Rusya gibi ülkelere ziyaretler gerçekleştirebileceklerinden bahsediliyor.

Amerika gündemi Bingazi, AP ve IRS skandalı’yla sarsılan bir döneme gelmesi ve bunların etkisiyle büyük baskı altıda bir Başkan olması, ziyareti gölgede birarkır gibi görünsede de, şunu bir kez daha görmek zorundayız ki; dost da olsan, akraba da olsan, kız alıp versen de, ABD’de işleyen sistem, bu ülkenin menfaatleri, siyasi denge ve gündemi etrafında dönüyor.

Rusya’da ise bu, güvenlik ve diplomaside, soğuk savaşının Doğu kutubu Komunist Sovyetler refleksi olarak göze batıyor. Uzun süreler ve büyük mücadeler sonucunda Dünya Ticaret Örgütü’ne kabul edilen Rusya’nın bölgesel ve uluslararası ticareti açısından ise, uluslararası ilişkilerde bir çok yerde ABD’yle işbirliği içindeki bir ülke refleksini göz ardı edemeyiz. Tıpkı KKTC sorunun çıban başı olduğu, Güney’in tanınmaması için ABD’yle aynı görüşü paylaştığı gibi… ABD’nin Rusya’yı bir çok açıdan yerine göre Türkiye’den daha fazla önemsemek zorunda kaldığı gerçeğini görmek zorundayız.

Erdoğan’ın ABD ziyaretiyle bir kez daha anladığım bir konu da, daha önce de ifade ettiğim üzere, ABD’nin Suriye konusunda bir askeri operasyon niyetinin olmadığı, olsa olsa Esed’in gitmesinde Türkiye’yle bir fikir birliği içinde olmasıdır. Bu süre zarfında da Suriye, yeniden inşaa edilmek üzere, gerek tarihi ve kültürel yapılar olarak, gerekse de insanlık olarak yerle bir edilirken, BM’nin KGB döneminden kalma büyükelçisi Vitali Çurkin’in sorunun çözümünün yıllar alacağı gerçeğinin bir kez daha su yüzüne çıkmasına neden oldu.

Bu yüzden hep söylüyoruz, bir kez daha söyleyelim, Türkiye sadece hükümetiyle değil, muhalefeti ve medyasıyla da dersine iyi çalışmalı. Bu konuda, güçler arasındaki kopuklular giderilmeli. Türkiye’de bu konuda bir sistem ve standard olmadığı için, bu konunun, gerek muhalefetin, gerekse medyanın sorumluluk bilinci, samimiyet ve çapıyla direk ilgili olduğunu söylemek zorundayız.

Türkiye, bir zamanlar vilayetleri olan, hatta sınırların neredeyse kalkmak üzere olduğu bölgedeki istihbarat çalışmalarından tutun da, güvenlik ve diplomasi açısından, halkı doğru bilgilendirmek, dezinformasyon ve provokasyon gibi bir çok açıdan olayı, daha derinlemesine ele almak zorundadır. Çünkü Suriye’de çıkarılan ve adına ”bahar” denilen, Esed’in de bu olaydan sebeplenmek isteyenlerin ekmeğine yağ süren ”suni” savaşı, birileri içerdeki ”ithalaçılar”ı da kullanarak, Türkiye’ye ihraç etmeye çalışıyor. Son olayları iyi okuyan Türkiye hükümetinin bundan sonra gerek BM’de, gerek Washington’da ve bu konudaki diğer köşe taşı ülkelerdeki diplomatik temsilcilikleriyle, soruna daha da yoğunlaşmak, tüm detayları takip etmek zorundadır. Bunu, sorunun doğru analizi ve çözüm konusunda doğru adımlar için yapmalıdır, en azından…

Twit atmaktan veya ”timid” (çekingen) olmaktan olayların nabzını iyi tutamayan bazı diplomatlarımızın, merkeze daha iyi bilgi ve raporlar vermesinin gereğini bir kez daha ortaya çıkaran Suriye gerçeğinin en azından bundan sonra, dışişlerinden, güvenlik makamlarına ve hatta muhalefeti ve medyasına kadar, herkesin sorumluluğunun bilincinde olmak zorunda olduğunu hatırlaması ve üzerinde çok çalışılması gereken sınır ötesi krizin geleceğe örnek olması gerekiyor.

Leave a comment

XHTML: You can use these html tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>