Trafik Kültüründe Sürücüleri Yaya Kalan Ülke

Büyük şehirleri, estekik ve sanat değeri yönünden sınıfta kalacak derecede zayıf, siparişle yapılan ”ucube” heykellerin cirit attığı Türkiye’de, en fazla rahatsız eden konulardan biri de, trafik kültüründe içinde bulunulan, dayanılmaz derecedeki içler acısı haldir. Trafik kültürü olarak yaya kalınmış olmasıdır. Oysa medeniyetle trafik kültürünün, doğru orantılı olması gerekmez mi?

Türkiye, medeniyetlerin beşiği Anadolu’suyla övünen bir ülke olduğuna göre, neden peki hala bu konuda hala sınıf atlayamamış durumda? T.C. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Daire Başkanlığı’nın verilerine göre, geçen bir yıl içinde kazalarda toplam 2 bin 89 kişi hayatını kaybetti.

Suçu sadece ‘Dil devrimi’ne atıp, Anadolu cahil bırakıldı deyip, işin içinden çıkabilir miyiz? Ya da çözüme sadece, yayalara eziyet ‘hilkat garibesi’ ve çağdışı üst geçitler yaparak mı ulaşağız? İsterseniz, bunu işin uzmanları ve sorumlulularına bırakıp, bu yazıda daha çok, kısa ve çarpıcı birkaç durum değerlendirmesi yapalım.

Bir çok alanda hamle ve hızlı bir değişim içindeki Türkiye’de hala insanların yayalara saygılı davranmadığı, sürücünün arabaya bindiği anda, kendini yayadan üstün gördüğü ”traji-komik” durumlar yaşanıyor. Bunca ölümcül kaza, bir birimize saygıda ve ondan da önce gelen trafik kurallarının uymada, sınıfta kaldığımıza işaret ediyor.

Yıl 2012 olmasına rağmen; araba kullanırken, yayalara ve insan hayatına saygılı olunması gerekirken, kendinde geçiş üstünlüğü gören tehlikeli anlayışın yaygın olduğu Türkiye’nin, trafik kültüründe 3. dünya ülkesi seviyesinden daha iyi bir konuma geçmemek için adeta diretmesinden sizce de kaygı verici değil mi?

En son görüntü ve verilere göre, trafikte katili en fazla ülkelerden biri olarak, utanç kaynağı sürücüleriyle trafik kültüründe adeta yaya kalan Türkiye’nin durumu, bana göre, hemen her ülkede olan trafik kazalarının dışında. Türkiye gibi, anlamsız, yüksek yapılan üst geçitleriyle yayaları horlanıp, ikinci sınıf yerine konan, sürücülerin kornalarını olur olmaz yerlerde sıkça kullanıldığı başka medeni, gelişmiş bir ülke var mıdır acaba?

Tarihi süreçte baktığımızda, tam tersi olmasına rağmen, trafik kültüründe, medeniyetin Batı’dan doğuya gittikçe azaldığı görülüyor. Bir başka gördüğüm de, kaldırım yükseliğiyle, medeniyetin ters orantıda olduğu. Bu arada, coğrafik olarak doğu ve batının durduğun yere göre değiştiğini kabul edersek, ABD’de bulunan birine göre, doğunun en doğusundaki, ya da dengeli bir bakış yapıp, kulağı ters göstermeden belirtirsek en batıda kalan Japonya hariç. Her zaman bir doğu ülkesi olarak anılsa da, trafik kültüründe Japonya’yı, diğer doğu ülkeleriyle asla kıyaslanmayacak en gelişmiş arabaların üreticisi konumuyla, bu konuda bir Batı ülkesi, hatta batının batısı şeklinde ansak, çok da yanlış olmaz. Kısaca, batıdan, kendisine doğru gittiçe trafik kültür seviyesi düşen doğu, bisikletten otomobile büyük çaplı bir geçiş yapan Çin’de bitmiş olurken, bu açıdan bana göre Batı da, Japonya’dan başlamış oluyor.

Türkiye’ye gelecek olursak; kaldırım yüksekliğiyle medeniyet seviyesindeki ters orantının en tipik örneğinin yaşandığı Türkiye’de, engelli vatandaşlar, bir çok yerdeki, anlamsızca yüksek yapılan kaldırımları kullanma, daha doğrusu kullanamama eziyetine maruz bırakılıyorlar.

Sürücülerin park ederek, kullanmasını engellemek için neredeyse bilinçli yüksek yapılan kaldırımların, engelli vatandaşlara bir eziyetten öteye gitmeyen, geri kalmış bir medeniyet görüntüsüne karşı, yeterli bir tepkinin gösterilmemesi de, gelecek açısından umutlu olmamızı engelliyor. Oysa gelişmiş ülkenin kaldırımında, bırakın arabanın park etmesini, yayaların kalabalık bir şekilde kapatması bile polis müdehalesi gerektiren suç sayılabiliyor.

Özellikle, ABD’ye gelince, buranın filmlerdeki ülke olmadığını, kanunların üstünlüğünün hakim olduğu ve uymadıklarında ödedikleri cezalarla, kanuna uymak dışında çarlerinin olmadığını görmelerine rağmen, Türkiye’ye döndüklerinde, Bağdat caddesini yarış pisti sanan, kendilerini F1 pilotu gören çifte standart vatandaşlara ne diyeceğiz peki? Bu, görmekle, bilinçlenmenin farkı mıdır sadece? Yoksa yasalar buna çanak tutuyor, kültürümüz buna el veriyor mu diyeceğiz? Genelde, trafik kazalarında, nasılsa ölen ölmüş, kalan suçlu olsa da, onu korumadan yana bir adalet anlayışının hakim olduğu bir ülkede, ”bilirkişi cinayetleri”, ölenlerin acılarını yakınlarına bir kaç kat daha artırma ve ülkenin kronik trafik yangınına körük etkisi dışında, olumlu bir etkisinden söz edilebilir mi?

Görünen o ki, ekonomik, siyasi ve teknolojik olarak ciddi bir hamle içindeki Türkiye’ye, ancak; trafik cinayetleriyle birlikte, bilirkişi cinayetlerinin de son bulduğu, hukukun gerçekten üstün geldiği anda, gelişmiş bir ülke diyebileceğiz…

MOBESE’lere takılanlar

Geçtiğimiz gün, İHA haber ajansının geçtiği, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, “Yol kullanıcılarının trafikteki tutum ve davranışlarının olumlu yönde etkilenmesi, toplumun trafik kural ve riskleriyle ilgili bilgilendirilmesi, kamuoyunun trafiğe olan ilgisinin canlı tutulması” amacıyla yaptığı bir girişimin sonucu basına dağıttığı görüntüleri izledim. Halkın bilinçlendirilmesi amacıyla olumlu olsa da, kanunların caydırıcı olmadığı bir ülkede polisin katkısının sınırlı kalacağını unutmamalıyız. İşte, bir yıl içerisinde Türkiye genelinde MOBESE kameralarına yansıyan bu görüntüler. Kameralardaki yayalara çarpmaların hakim olduğu içler acısı hal, yürek burkucu.

,

Leave a Reply

Your email address will not be published.