Son Yoklama

Uludere kabusu üzerine soyleyecek söz yazacak kelime bulamamıstım…

Devlet ve ordumuz adına yüz karası bir hadisenin kurbanları olarak anılmak üzere topraga verilirken onca masum, ne soylenebilirdi?

Komplo teorilerine itibar etmesem de, bölgede taraflardan birinin (ki kanımca barışa direnen PKK dır sözkonusu taraf)dengeleri kendi lehine çevirmek istedigini ve bilhassa hic haz almadıgı bu köyün insanlarını iyi bir planla harcadığını düşünürken, hükümetten olaya iliskin hassasiyet ve sahiplenme bekledim. Sahiplenmek bir tarafa hukumetin olay karsısındaki soğukkanlılığı mazluma ve masuma sahip cıkma iddiasindaki bir iktidara hic yakışmadı,yakıştıramadım

Hesap vermesi gerekenler susarken; ordu duygusuz ve duyarsız bır açıklamanın ardına saklanıp devlet erkekçe hatasını sahiplenmezken ne soylenebilirdi?

Intikamla tabutlara sarılan PKK bayraklarına bir itiraz olabilir miydi?

Devletin yanlış yapması bile mazur görülürken, yakınını devletin hasabını veremedigi bir katliamla kaybetmis insanlara tabuta sarılan bayragın hesabı sorulabilir miydi?

Cok yazıldı, cok cizildi…kanımca en anlamlı kelımeler, Reha Ruhavioglu’nun “Irak Sınırındaki Olay” Yoklaması başlığını taşıyan ve kaybettiklerımıze ses veren yazısında birleşti

Iste uc kurus mazot parası icin uzerine çevrili binlerce silaha,geceleri bölgeye atılan bir o kadar pusuya, yüzlerce gece görüş dürbününe, tepesinde gezmesi kuvvetle muhtemel heronlara rağmen hayatını yola koyan ve ne oldugunu anlayamadan sıcak kurşunla yere yığılan masumların, son yoklaması…

“Irak Sınırındaki Olay” Yoklaması

Ben Selim Encü’yüm; kırk yaşına dört çocukla girecektim, karlar üzerinde kırk parça olsun istemezdim bedenim, ciğerime çektiğim cigaram ciğerimle beraber bir kayanın altında kaldı…

Ben Osman Kaplan’ım; babamın oğluyum, gözü pek, alnı ak… Her bir yaşım bir tesbih tanesi gibi savruldu Roboskî’nin katalarına, ben böyle ölmemeliydim…

Ben Hüsnü Encü’yüm; otuz yıllık ömrümün bakiyesi, yanan bir ceset kokusu…

Ben Nadir Alma’yım; babamdan kalma bir işim vardı, kaçakçıydım, tütün içerdim, mezarıma çiçek ekin…

Ben Celal Encü’yüm; Nadir’le iyi arkadaştık, aynı tütünü içer aynı takımda top oynardık, aynı bombadan yedik, mezarlarımız yan yana olsun…

Ben Mehmed Ali Tosun’um; beni beyaz kefene sarmayın, beyaz karın üzerinde donarak öldüm, ama siz anama öyle söylemeyin…

Ben Fadıl Encü’yüm; üç gün aradılar beni, vücut parçalarım bulunamıyor…

Ben Hüseyin Encü’yüm; bacağım yok, kan kaybından öldüm, ruhum santim santim, gram gram çekildi, nasıldı anlatamam size…

Ben Adem Ant’ım; katırı kiralamıştım mahçup oldum…

Ben Şirvan (Şêrvan) Encü’yüm; Şêrvan aslan yürekli demek, Şêrvanlar hep böyle mi ölür?

Ben Abdulselam Encü’yüm; mühendis olacaktım, beni bombalayan pilot’un ben yaşında bir oğlu varmış, mühendis olacakmış, hayırlı olsun…

Ben Nevzat Encü’yüm; benim de hayallerim vardı, bombaladılar…

Ben Cihan Encü’yüm; askerin biri “bu son kaçağınız” demişti, sonumuz oldu…

Ben Bilal Encü’yüm; ölüm sırasını vermeden duran, bir battaniyeye gençliğimi sarmışlar…

Ben Şivan Encü’yüm; Şivan Perwer’in “Helepçe”sinde bir “ax hawar! hawar! hawar!” var ya o benim işte…

Ben Orhan Encü’yüm; medyanın 12 saat görmediğiyim, ben bir operasyon kazasıyım, özür dilerim…

Ben Özcan Uysal’ım; her parçam bir tabutta, bu tabut konvoyundaki hangi tabut benim?

Ben Salih Encü’yüm; sizin hiç çocuğunuz bombalandı mı? Babamınki bombalandı, kahroldu!

Ben Şerafettin Encü’yüm; bir kız seviyordum, söyleyemedim…

Ben de Şerafettin Encü’yüm; otopsi raporu öyle diyor, öbür Şerafettin’den iki kere daha şanslıydım; ben ondan daha kolay öldüm, üstelik sevdiğim kız da seviyordu beni…

Ben Seyithan Enç’im; beni hatırlayın…

Cemal Encü’yüm; babam yanmış elbiselerimden tanımış beni, parçalarımı çuvala koymuş; Ceylan’ın annesi gibi…

Ben Vedat Encü’yüm; üç gün sonra on sekizime girecektim, akan kanım buz kesmiş, ölmüşüm…

Ben Selahattin Encü’yüm; saatim kolumla beraber kayboldu bulursanız kardeşime verin…

Ben Mahsun Encü’yüm; masumum ben, beni öldürün!

Ben Hamza Encü’yüm; beni sevdiğimin gamzelerine gömün…

Ben Aslan Encü’yüm; ablamın bedenimin üzerindeki battaniyeyi öptüğü…

Ben Salih Ürek’im; beni bombalayan pilotun gözlerine bakmayı çok isterdim…

Ben Bedran Encü’yüm; gövdemin sağ üst parçasını bulmuş babam, bacaklarım “kök saldı” toprağa, “kökümüzü kurutamasınlar” diye…

Ben Yüksel Ürek’im; bir parçam traktör yükü! yaşımı biliyor musunuz siz!?

Ben Serhat Encü’yüm; Yüksel’le beraber geldik dünyaya, beraber gidiyoruz, hoşçakalın…

Ben Savaş Encü’yüm; 14 yaşındayım, ben gelmeden ömrüm kadar sürmüştü bu savaş, ömrüm boyunca da sürdü, ma êdî ne bese!?

Ben Erkan Encü’yüm; ‘asker görürsen korkma’ dedi annem, bomba düştü, çok korktum…

Ben Muhammet Encü’yüm; 13 yaşındayım, ayakkabının tekinin sahibiyim, eğer okulda adım okunursa hep beraber söyleyin\’ ben burdayım..

Ben “aidiyeti bilinmeyen kol ve bacak”; bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz…

Ben bugün Reha Ruhavioğlu Encü’yüm; şairin dediğini diyorum:

“katır sırtında taşınan ölüler

unutursam kalbim kurusun!”

REHA RUHAVİOĞLU -duzceyerelhaber.com

Leave a Reply

Your email address will not be published.