Published On: Sat, Dec 31st, 2011

Tarçınlı New York

Share This
Tags

İstanbul’un simit kokusunu biliriz bir çoğumuz, vapurda denizin kokusuna karışır, olmadık anlarda bir sokak satıcısının omzundaki tepside geçer yanınızdan.

Tanıdıktır, koca İstanbul’un karmaşasında simit kokusu…

Kadir İnanır’la Müjde Ar’ın renkli film afişlerinin altında bir kaç kuruşa aldığınız simit, İstanbul Modern’in girişinde 1 milyona aldığınız simit ile aynıdır. Zamanlar, artistler, dolmuşların rengi değişse de, İstanbul, binbir simitçisiyle yine yanık susam kokar.

Gazete manşetlerinin puntaları, yazım karakterleri değişir, ama hep bir manşet vardır, şanslı iseniz, sizin aldığınız simit o manşetin içine sarılmıştır…

Yazının devamı olmasa da, yediğiniz simite siner anlamı.

En az altı asırlık İstanbul tarihi bir anda boğazınızdan geçer, hafifçe çizer susam gırtlağınızı, buruk bir tat bırakır, çayın yumuşatacağı…

Üniversite çağında yediğiniz simit, çocuğunuza oyun parkında aldığınız simite anlatır gençliğinizi…

İlk sevgilinizle paylaşmışsınızdır mutlaka birini.

Siz farketmeden, simitçiler bilir sizi, saat kaçta işe gider, kaçta dönersiniz. geçen ay aldığınız kaban hala üzerinizde mi…

New York’un en büyük eksiği simit kokusu demiştim ilk geldiğimde. Genzimde acı tatlı bir tarçın tadı vardı.

Her köşesinde tarçınlı simit (pretzel) satılan, çocukluğun, gençliğin anılarını tarçın kokusunda saklayan New York, aslnda İstanbul’dan farksızdı.

Clark Gable ve Vivien Leigh’i Rüzgar Gibi Geçti’de izlemeye gelenlerle, Wall Street’in siyah takım elbiseli bankacıları için New York aynı tarçın kokusunda.

Tarihçesini on ikinci yüzyıla dayandıran kanıtların olduğu, simide benzeyen ama burkularak pişirilen ‘pretzel’ 1800’lerin sonunda Avrupa’dan göç etmiş Amerika’ya. Zamanla kültürün ve damak tadının bir parçası olmuş.

Yıllık pazar payı beş yüz elli milyon dolardan fazla olan pretzel için, 1983’den beri her 26 Nisan Ulusal Pretzel günü olarak kutlanıyor, 1993 yılında da Pensilvanya’da ‘pretzel’ müzesi açılmış.

Simit mi pretzel olmuş, pretzel mi simit henüz bir araştırmaya rastlamadım ancak bizim en az altı asırlık simidin türevi, iki yüz yılda Amerika’da bir hayli yol almış.

Pazarlama tekniği de olsa, popular kültürün bir parçası haline gelen tarçınlı simit sonuçta burada kendi müzesi ve her yıl bayramı olan bir değer olmuş.

Oysa tarçın bildiğiniz tarçın.

2006’da Cemil İpekçi’nin Beyoğlu’ndaki kayıtlı simitçiler için tasarladığı kostümlerle başlayan farkındalık, son iki yıldır Simit Sarayı öncülüğünde İstanbul’da kutlanan, Sultanahmet Simit Festivali’i ile devam ediyor.

1983-2010 eşitse yirmi yedi yıla, sormak lazım, tarihi ve kültürel zenginliklerimizin çokluğundan, sahip çıkılacak onca şey dururken sıra mı gelmedi simide, yoksa en basit pazarlama tekniklerini bile yeni yeni mi özümsüyoruz?

New York, acaba İstanbul’un susam koktuğu kadar zamandır tarçın koksa ne olurdu?

İstanbul, surlarının ardında asırlardır iyi kötü demeden, barındırdığı bu millete sanki bir simitçi kadar aşina.

New York’sa, tarçınlı pretzelini yerken, parlak kurdelesi ile yepyeni bir hediyeyi açan zengin komşunun çocuğuna benziyor.

Oysa susam bildiğiniz susam, tarçın bildiğiniz tarçın.

Leave a comment

XHTML: You can use these html tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>